1. abominable : iğrenç,tiksindirici,kötü,pis,berbat
2. accelerate : hızlandırmak, gaz pedalı
3. adamant : çok sert, dik başlı, katı, kararlı
4. admonish : uyarmak, tembih etmek, kulağını çekmek
5. adverse : kötü, olumsuz, ters, aleyhte
6. advocate : desteklemek, savunmak, avukat, savunucu
7. aggravate : dahada ağırlaşmak, kötüleştirmek, kızdırmak
8. agitate : çalkalamak, karıştırmak, heyecanlandırmak
9. ambiguity : belirsiklik, çok anlama gelme
10. amiable : cana yakın, sevimli
11. amendment : düzeltme, islah
12. animation : canlılık, canlandırma
13. aptitude : yetenek, kabiliyet
14. arrogant : küstah ve kibirli
15. ascribe : …..ya atfetmek
16. aspiration : büyük amaç
17. assent :rıza, onaylama, razı olmak
18. atrocity :iğrençlik, canavarlık, berbatlık
19. attainment :elde etme, kazanma, başarı, marifet
20. autonomous :özerk
21. avert :başka tarafa çevirme, yön değiştirme
22. belittle :küçültmek, alçaltmak, küçümsemek
23. betray :ihanet etmek, ele vermek, aldatmak
24. beverage :içecek, meşrubat
25. blast :patlama, infilak, tahrip etmek,
26. at full blast : tam gazla, tam kapasiteyle
27. Blast! : allah kahretsin (ing.ingilizcesi)
28. blast off : roketi uzaya fırlatmak
29. bliss : büyük bir mutluluk
30. boast : övünmek, gurur duymak
31. capitulation : şartlı olarak teslim olma
32. clash : çarpışma, çatışma, aynı zamana rastlamak
33. cleavage : yarılma, çatlama, kadının gögüs arası
34. coincidence : rastlantı, tesadüf
35. collaborate : işbirliği yapmak
36. commodity : mal, eşya
37. staple commodities : başlıca satış ürünleri
38. commonplace : sıradan, bayağı
39. compliance : itaat, boyun eğme, uysallık
40. compromise : uzlaşma, uyuyşma (fiil=şerefini tehlikeye atmak)
41. concede : kabul etmek, itiraf etmek, teslim etmek, bırakmak
42. concession : kabul, teslim, imtiyaz, ayrıcalık hakkı
43. console : avutmak, teselli etmek
44. conspire : complo kurmak
45. constraint : sınırlama, kısıtlama
46. contemplate : düşünüp taşınmak, niyetinde olmak
47. contend : yarışma, mücadele, iddia etmek, ileri sürmek
48. controversy : tartışma, çekişme, anlaşmazlık
49. corrode : aşındırma, çürütme, paslandırma
50. covert : gizli, örtülü
51. crack : çatlak, yarık, çatırtı, hızlı darbe, şifreyi çözmek, sesin çatallaşması
52. a hard nut to crack : cetin ceviz
53. crack up : gülmekten katılmak, kaza geçirmek
54. crack down : (konuşma) sıkı önlem almak
55. craft : zanaat, el sanatı, tekne gemi
56. crown : taç, hükümdar, tepe baş, taçlandırmak, (konuşma) kafasına vurmak
57. cumulate : birikerek çogalan, gittikçe artan, kümülatif
58. cunning : kurnaz, şeytan, hin, kurnazlık, şeytanlık
59. daunt : yıldırmak, gözünü korkutmak
60. deadlock : çıkmaz, açmaz, durgunluk, sürmeli kilit
61. deceitful : hilekar, hileci
62. defer : sonraya bırakmak, ertelemek
63. defer to : ….e boyun eğmek
64. delicacy : incelik, kibarlık, lezzetli şey
65. delinquency : şuç işleme, borçların ödenmemesi
66. deplore : ….e çok üzülmek, ….den acı duymak, …e yazıklanmak
67. descend : kuş uçak vb. Inmek, sis çökmek, (from) soyundan gelmek
68. designate : göstermek, işaret etmek, isimlendirmek
69. designate to (for) : …e atamak, …e tayin etmek, ayırmak, tahsis etmek
70. detain : alıkoymak, geciktirmek, gözaltına almak
71. deter : (from) …den vazgeçirmek, catdırmak
72. dilemma : ikilem, güç durum, çıkmaz
73. discretion : sağ duyu, agız sıkılığı, taktir yetkisi
74. disobedience : iteatsizlik, başkaldırma
75. dispatch : gönderme, msj çekme, mesaj, rapor
76. dispense : dağıtmak, vermek, ilaç hazırlamak
77. dissociate : ayırmak
78. dissuade : den caydırmak, den vazgeçirmek
79. downfall : düşüş, yıkılış, çökme, yağmur boşalması
80. draft : askere almak, zorunlu askerlik
81. drastic : sert, şiddetli, zorlayıcı
82. drawback : sakınca, mahzur, dezevantaj
83. dull : kalın kafalı, anlayışsız, kesmez bıçak, donuk renk, duygusuz, sıkıcı kasvetli (fiil) sersemlemek, körletmek, donuklaştırmak, ağrıyı hafifletmek
84. duplicate : eş, çift, kopya, kopyasını almak, suretini çıkarmak
85. dwindle : yavaş yavaş azalmak, giderek küçülmek, önemini kaybetmek
86. elevate : yükseltmek, terfi ettirmek
87. embezzle : zimmetine geçirmek
88. endorse : ciro etmek, onaylamak
89. enroll : kaydını yapmak, kaydetmek, kaydolmak
90. entitle : hak vermek, yetki vermek
91. enumeration : sayma, sayım
92. epoch : devir, çağ
93. equivocate : kaçamaklı konuşma, nee vet ne hayır demek
94. eradicate : kökünden söküp atmak, yok etmek
95. erratic : istikrarsız, dengesiz
96. esteem : …e saygı duymak, saygı, itibar
97. exhilaration : neşe, zindelik
98. expire : süresi dolmak, sone ermek, son nefesini vermek
99. extort : (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla almak
100.fluctuation : yükselip alçalma, inip çıkma, dalgalanma
101.forerunner : haberci, önden gelen, selef, öncel
102.forge : demirhane, sahtesini yapmak
103.forge ahead : hızla ilerlemek, öne geçmek
104.fraction : (mate.) kesir, bir şeyden küçük bir parça
105.glimpse : anlık bakış, kısa bakış, birini bir an için görmek
106.gratitude : minnettarlık
107.grievance : şikayet, yakınma, şikayete yol açan durum
108.grudgingly : istemeyerek
109.grumble : yakınmak, söylenmek, dır dır yapmak
110.hasty : acele, tez, çabuk, düşüncesiz, aceleci, telaşçı
111.homicide : adam öldürme, cinayet, katil
112.hostility : düşmanlık, savaş, çarpışmalar
113.hybrid : melez hayvan veya bitki, melez
114.illegitimate : gayri meşru, evlilik dışı, yasadışı, yolsuz
115.imitate : taklit etmek, birini örnek almak
116.immutable : değişmez, sabit
117.impair : bozmak, zarar vermek, zayıflatmak
118.impede : engellemek
119.implicate : olumsuz bir şeye karışmak
120.implore : yalvarmak
121.indelible : silinmez, çıkmaz, kalıcı, sabit boya
122.indignant : haksızlıktan dolayı kızgın, öfkeli
123.indispose : hevesini kırmak, soğutmak, rahatsız etmek
124.indisposed : rahatsız, keyifsiz, isteksiz
125.induction : göreve getirme, şonuç çıkarma, tüme varım
126.insist : israr etmek
127.inspiration : ilham, esin, telkin
128.insurrection : isyan, ayaklanma
129.intermission : ara, halftaym, mola
130.intimidate : gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak, gözdağı vermek
131.intractable : inatçı, yola getirelemeyen
132.intricate : karışık, çapraşık, girişik, girift
133.intuition : sezgi, sezi, içe doğma
134.invert : tersine çevirme, ters yüz etme, sırasını değiştirme
135.irony : insane alay gibi gelen bir tesadüf, istihza
136.irony of fate : kaderin cilvesi
137.issue : yayım, basım,sorun, mesele, sonuç, sayı, boşalma, dağıtım, çocuklar, emisyon
138.at issue : üzerinde konuşulan, söz konusu olan
139.face the issue : bir durumu olduğu gibi Kabul edip ona gore davranmak
140.take issue with : …e itiraz etmek
141.jeopardize : tehlikeye atmak
142.justify : doğrulamak, haklı çıkarmak, temize çıkarmak
143.kidnap : fidye için birini kaçırmak
144.lamentation : ağlama, dövünme
145.leap : sıçramak, fırlamak, hoplamak, atlanılan yer, uzaklık
146.by leaps and bounds : büyük bir hızla
147.leap in the dark : sonu belirsiz iş
148.literate : okuryazar
149.loyal : sadık, vefalı
150.magnify : büyütmek, abartmak
151.manipulate : elle hareket ettirmek, çalıştırmak, kendi çıkarları için kullanmak, hileyle fiyatları değiştirmek
152.menace : tehdit etmek, gözdağı vermek, tehdit
153.merge : birleştirme, içine karışıp kaybolma
154.mishap : aksilik, talihsizlik
155.mislaid : yanlış yere koymak, kaybetmek
156.moderation : yatıştırma, yumuşama, azalma, ılımlılık
157.neglect : ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ihmal
158.notify : bildirmek, haber vermek
159.novelty : yenilik, yeni çıkmış şey
160.nuisance : baş belası
161.nullify : hükümsüz kılmak, etkisiz bırakmak
162.oath : yemin, ant, küfür, lanet
163.offset : karşılamak, dengelemek, ofset baskı
164.offspring : döl, evlat, ürün
165.outdo : geçme, geride bırakma, bastırma
166.outlast : …den çok dayanmak
167.outline : ana hatlar, taslak, kroki, taslağını çizmek
168.output : üretim, ürün, çıktı, randıman, verim
169.outrun : ..den daha hızlı koşmak,…i geçmek, aşmak
170.outset : başlangıç
171.outstanding : üstün, seçkin, göze çarpan, ödenmemiş borç
172.overdraw : abartmak, hesaptan fazla para çekmek
173.overestimate : fazla tahmin etmek
174.overhaul : gereken onarımı yapmak için elden geçirmek, yetişip önüne geçmek, revizyon,
175.overthrow : devirmek, yıkmak, düşürmek, devirme
176.overtime : fazla mesai
177.overwhelm : akın ederek düşmanı yenmek, su basmak, hediyeye boğmak
178.pale : kazık, parmaklık çubuğu, sınır, limit
179.paramount : üstün, en önemli, başlıca, rutbece en üstün
180.patriot : yurtsever
181.peak : tepe, doruk, zirve, (kasket)siper
182.peril : tehlike
183.perish : ölmek, yokolmak, soyu tükenmek
184.permeate : nüfus etmek, içine işlemek
185.perpetual : sürekli, devamlı, daimi, aralıksız, ebedi, ölümsüz
186.perplex : zihnini karıştırmak, allak bullak etmek, çapraşık duruma getirmek
187.pertain : ..e ait olmak, ile ilgili olmak, ile ilğisi olmak, e özgü olmak
188.petition : rica, dilek, dua, dilekçe, ricada bulunmak, dilekçe vermek
189.pinpoint : iğne ucu, ufak şey, kesin olarak yerini belirlemek
190.pledge : ant içmek, söz vermek, vaat etmek, işaret, teminat, rehin, ant, söz
191.poll : onaylama, oy sayısı,anket, oyunu kullanmak, anket yapmak
192.precarious : güvenilmez, süpheli, tehlikeli, rizikolu
193.precipitation : yağış, kimyada çökelme, çökeltme
194.preclude : olanıksızlaştırmak, engellemek, dışarda bırakmak
195.predecessor : selef, ata, cet
196.premise : öncül, mukaddem
197.pretend : rolüne girmek, …miş gibi davranmak, yalandan yapmak, taslamak, ..mezlikten gelmek
198.probe : araştırmak, incelemek, sondaj yapmak, insansız uzay roketi
199.prominence : ün, göze çarpan şey, çıkıntı, burun
200.proponent : yandaş
201.prosecute : sürdürmek, …e devam etmek, aleyhinde dava açmak
202.prospective : beklenen, umulan, muhtemel, olası
203.pursue : kovalamak, peşine düşmek, takip etmek, sürdürmek,
204.quest : arama, araştırma, araştırmak
205.raid : baskın, akın, baskın yapmak
206.rapport : doştça ilişki, karşılıklı anlayış
207.ratification : onaylama, onaylanma
208.ratify : onaylamak, tastik etmek
209.realm : ülke, memleket, krallık, alan, dünya, alem
210.reap : semeresini almak, ekin biçmek
211.rebel : ayaklanan, baş kaldıran, isyancı, asi
212.rebuke : azarlamak, paylamak, paylama
213.recede : geri çekilmek
214.reciprocal : karşılıklı, iki taraflı
215.reckon : saymak, hesaplamak, sanmak
216.recompense : karşılığını vermek, ödüllendirmek, cezalandırmak, tazminat vermek, karşılık, ödül, ceza, tazminat
217.reconcilable :
218.refrain : nakarat
219.refute : yalanlamak, çürütmek
220.rehearse : oyun, müzik v.b. ‘ni prova etmek, tekrarlamak
221.reinforce : takviye etmek, desteklemek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek
222.rejoice : çok sevinmek, sevinçten uçmak, dünyalar onun olmak, düğn bayram etmek
223.relief : iç rahatlaması, ferahlama, kurtarma, yardım, imdat, avuntu, nöbeti devralan kimse, heykel kabartma, rölyef, röleve
224.relinquish : bırakmak, terketmek, vazgeçmek
225.reminder : hatırlatma, hatırlatıcı şey
226.remnant : kalıntı, artık, bakiye, parça kumaş
227.repeal : yasa, emir v.b. ‘ni kaldırmak, iptal etmek
228.reprisal : misilleme
229.rescind : yasa, anlaşma v.b.’ni iptal etmek, feshetmek, yasayı ortadan kaldırmak, yürürlükten kaldırmak
230.resentful : içerlemiş
231.retaliation : misilleme, kısas, öç, intikam
232.revel : cümbüş yapmak, eğlenmek, in –den zevk almak
233.revoke : geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek
234.rhyme : uyak, kafiye, (with) (ile) kafiyeli olmak, kafiyeli şiir yazmak
235.rigid : eğilmez, bükülmez, katı, dimdik, sert, şiddetli
236.rigorous : özenli, ihtimamlı, dikkatli, sert, şiddetli
237.ritual : ayine ait, dinsel törene ait, adet edinilmiş, ayin, adet, alışkı
238.roar : gümbürdemek, (aslan) kükremek, gürlemek, kahkaha ile gülmek, gümbürdeme, kükreme, gürleme, kahkaha
239.root : kök, kökleştirmek, tutturmak, kökleşmek, tutmak
240.rumor : söylenti, dedikodu
241.satire : hiciv, taşlama, yergi, yerme
242.saturate : doyurmak
243.scan : inceden inceye gözden geçirmek, üstünkörü gözden geçirmek, vezne gore okumak, vezin kurallarına uymak, bilgisayar taramak
244.scene : tiyatro, televizyon, sinema sahne, sahne, manzara, görünüm, görüntü, olay yeri
245.scope : saha, alan, faaliyet alanı, olanak, fırsat, kapsam, konuşma dili teleskop, mikroskop
246.seclude : from –I –den ayırmak
247.seduce : ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, iğfal etmek
248.segment : parka, bölüm, kısım, dilim, geometri parça, zooloji bölüt, (segment) kesimlemek
249.serene : sakin, yüce
250.sermon : vaaz
251.severe : sert, haşin, katı, çok acıtan, şiddetli, büyük (zarar), zor, güç (bir şey), çok sade, yalın
252.slide : kaymak, kaydırmak, sessizce gitmek veya geçmek, into (bir şeyi) belli etmeden (bir yere) koymak, over/around (bir meseleyi) ustalıkla atlatmak/geçiştirmek, along karnı üzerinde sürünmek
253.solace : teselli, teselli etmek, (bir üzüntüyü) hafifletmek, azaltmak
254.solvent : kimya
255.specialty : uzmanlık alanı, özel ilgi alanı, ihtisas, branş, (lokantada) spesiyalite
256.speculate : (abount) (hakkında) tahminlerde bulunmak, felsefe, ticaret spekülasyon yapmak
257.stain : lekelemek, (kimyasal maddeyle), koyulaştırmak, leke, koyulaştırıcı kimyasal madde
258.stake : kazık, (bitki için) ispalya, sırık, herek, ticaret pay, hisse, kazığa bağlamak, sırığa/ispalyaya bağlamak, off kazıklarla (bir yerin) sınırlarını belirlemek, on (kumarda) (birine, bir şeye) (para) koymak, on (umudu, geleceği, hayatı) (birine, bir şeye) bağla
259.stare : (at) (dikkatle) bakmak, (uzun ve dikkatli) bakış
260.startle : irkilmek
261.steadfast : sadakatli, sadık, sabit, değişmeyen, sözünden dönmeyen
262.straightforward : apaçık, hiçbir şeyi gizlemeyen, açıksözlü
263.strand : kıyı, sahil, kenar
264.stroll : around dolaşmak, gezmek, gezinmek, dolaşma, gezme, gezinti
265.stumble : (on) (birinin) ayağı takılmak/sürçmek, tökezlemek, (yüksek sesle) okurken veya söylerken yanlış yapmak, dili sürçmek, sendelemek, across/on/upon rasgele bulmak, tesadüfen bulmak, tesadüf etmek, sürçme
266.subtle : ince, hafif, hemen göze çarpmayan, meselenin ince taraflarını kavrayabilen/anlayabilen, ince bir şekilde hazırlanmış, ince bir zekayı yansıtan (plan v.b)
267.surpass : (üstünlük açısından) geçmek, geride bırakmak
268.surrender : teslim etmek, teslim olmak, -den feragat etmek, vermek, bırakmak, teslim, feraget, verme, bırakma, terk
269.swear : küfretmek, sövmek, yenim etmek, ant içmek, (birine) yemin verdirmek, ant içirmek
270.tackle : denizcilikle ilgili palanga, (birini) sıkıca yakalama, (bir problemi) ele almak, çözmeye çalışmak, (birini) yakalamak/tutmak
271.tactful : takt sahibi, nazik ve çok anlayışlı, ince
272.tangible : elle dokunulur/tutulur, somut
273.temperate : ılımlı, aşırılığa kaçmayan, ılıman
274.tentative : kesin olmayan, farazi, deneysel, mütereddit, çekingen veya kararsız (bir hareket)
275.tolerant : höşgörülü, müsamahakar, müsamahalı, toleranslı
276.tortuous : yılankavi, çok dolambaçlı, dolaşık, çapraşık (yöntem, hareket) , dalavereli, fazlasıyla komplike, çetrefil
277.trace : iz, eser, ufacık bir miktar, (bir şeyin) üzerine şeffaf koyup kopyasını çıkarmak, to bazı izleri veya ipuçlarını takip ederek (birinin, bir şeyin) (nerede) olduğunu keşfetmek veya saptamak; bazı ipuçlarını takip ederek (bir olayı) (belirli bir sebebe) bağlamak; bırakılan ipuçları (birini) (belirli bir yere) kadar götürmek, (bir olayın tarihini) (belirli bir sure boyunca) safha safha vermek, to (silsileyi) (geçmişte belirli bir zamana kadar) saptamak; (bir ailenin silsilesi) (geçmişte belirli bir zamana kadar) uzanmak
278.tranquility : sakinlik, sükunet, sükun
279.truce : ateşkes, mütareke
280.unanimously : oybirliğiyle, ittifakla
281.undeviating : yolundan sapmayan
282.unplug : tıkaç v.b’ni açmak, (fişi) prizden çekmek, (elektrikli aygıtın) fişini prizden çekmek
283.unprecedented : görülmemiş, emsalsiz
284.unwarranted : haksız, özürsüz
285.vacate : terketmek, boşaltmak, feshetmek
286.vague : belisiz, bulanık, şüpheli
287.vanish : gözden kaybolmak, ortadan kaybolmak, kayıplara karışmak, yok olmak, tarihe karışmak
288.veer : dönmek, sapmak, döndürmek
289.velocity : hız, sürat
290.verse : dize, mısra
291.viable : yaşayabilecek durumda olan (yaratık, organizma) (toplumsal, siyasal veya ekonemik açıdan) kendi ayakları üzerinde durabilen, varlığını bağımsız olarak sürdürebilen, gelişip yeni bir organizmaya dönüşebilecek (tohum, yumurta v.b ) konuşma dili pratik uygulanabilir
292.vicinity : dolay, etraf, civar, çevre, havali
293.virtue : erdem, fazilet, meziyet, yarar, fayda, avantaj, yararlı özellik, önemli özellik, güç, iffet
294.vulgar : müstehcen, edebe aykırı, adi, bayağı, görgüsüz
295.vulnerable : saldırı veya tenkide açık/ maruz olan
296.wearisome : sıkıcı, yorucu, bıktırıcı, usandırıcı
297.weary : yorgun, bitkin, yorucu, yoran, bıkkın, bıkmış, usanmış, yormak, yorulmak, usanmak, bezmek, usandırmak, bezdirmek
298.weird : esrarengiz, garip, acayip, tuhaf
299.withdraw : geri çekmek, from (parayı) (hesap veya bankadan) çekmek, from (bir şeyi) (bir yerden) çıkarmak, from (birini) (bir yerden) almak, çekilmek, uzaklaşmak, (from) (den) çekilmek, (e) katılmaktan vazgeçmek, (from) (den) ayrılmak, (I) bırakmak
300.wreckage : kazandan geri kalan parçalar, enkaz
301.zealous : gayretli, ateşli, hareketli
302.zenith : gökbilim başucu noktası, doruk, zirve
