Skip to content

1030/YDS kelimeleri 302

1.       abominable  : iğrenç,tiksindirici,kötü,pis,berbat

2.       accelerate   : hızlandırmak, gaz pedalı

3.       adamant  : çok sert, dik başlı, katı, kararlı

4.       admonish  : uyarmak, tembih etmek, kulağını çekmek

5.       adverse  : kötü, olumsuz, ters, aleyhte

6.       advocate  : desteklemek, savunmak, avukat, savunucu

7.       aggravate  : dahada ağırlaşmak, kötüleştirmek, kızdırmak

8.       agitate  : çalkalamak, karıştırmak, heyecanlandırmak

9.       ambiguity  : belirsiklik, çok anlama gelme

10.    amiable  : cana yakın, sevimli

11.    amendment  : düzeltme, islah

12.    animation  : canlılık, canlandırma

13.    aptitude  : yetenek, kabiliyet

14.    arrogant  : küstah ve kibirli

15.    ascribe  : …..ya atfetmek

16.    aspiration  : büyük amaç

17.    assent  :rıza, onaylama, razı olmak

18.    atrocity  :iğrençlik, canavarlık, berbatlık

19.    attainment  :elde etme, kazanma, başarı, marifet

20.    autonomous  :özerk

21.    avert  :başka tarafa çevirme, yön değiştirme

22.    belittle  :küçültmek, alçaltmak, küçümsemek

23.    betray  :ihanet etmek, ele vermek, aldatmak

24.    beverage  :içecek, meşrubat

25.    blast  :patlama, infilak, tahrip etmek,

26.    at full blast : tam gazla, tam kapasiteyle

27.    Blast!  : allah kahretsin (ing.ingilizcesi)

28.    blast off  : roketi uzaya fırlatmak

29.    bliss  : büyük bir mutluluk

30.    boast  : övünmek, gurur duymak

31.    capitulation  : şartlı olarak teslim olma

32.    clash  : çarpışma, çatışma, aynı zamana rastlamak

33.    cleavage  : yarılma, çatlama, kadının gögüs arası

34.    coincidence  : rastlantı, tesadüf

35.    collaborate  : işbirliği yapmak

36.    commodity  : mal, eşya

37.    staple commodities  : başlıca satış ürünleri

38.    commonplace  : sıradan, bayağı

39.    compliance  : itaat, boyun eğme, uysallık

40.    compromise  : uzlaşma, uyuyşma (fiil=şerefini tehlikeye atmak)

41.    concede  : kabul etmek, itiraf etmek, teslim etmek, bırakmak

42.    concession  : kabul, teslim, imtiyaz, ayrıcalık hakkı

43.    console  : avutmak, teselli etmek

44.    conspire  : complo kurmak

45.    constraint  : sınırlama, kısıtlama

46.    contemplate  : düşünüp taşınmak, niyetinde olmak

47.    contend  : yarışma, mücadele, iddia etmek, ileri sürmek

48.    controversy  : tartışma, çekişme, anlaşmazlık

49.    corrode  : aşındırma, çürütme, paslandırma

50.    covert  : gizli, örtülü

51.    crack  : çatlak, yarık, çatırtı, hızlı darbe, şifreyi çözmek, sesin çatallaşması

52.    a hard nut to crack  : cetin ceviz

53.    crack up  : gülmekten katılmak, kaza geçirmek

54.    crack down  : (konuşma) sıkı önlem almak

55.    craft  : zanaat, el sanatı, tekne gemi

56.    crown  : taç, hükümdar, tepe baş, taçlandırmak, (konuşma) kafasına vurmak

57.    cumulate  : birikerek çogalan, gittikçe artan, kümülatif

58.    cunning  : kurnaz, şeytan, hin, kurnazlık, şeytanlık

59.    daunt  : yıldırmak, gözünü korkutmak

60.    deadlock  : çıkmaz, açmaz, durgunluk, sürmeli kilit

61.    deceitful  : hilekar, hileci

62.    defer  : sonraya bırakmak, ertelemek

63.    defer to  : ….e boyun eğmek

64.    delicacy  :  incelik, kibarlık, lezzetli şey

65.    delinquency  : şuç işleme, borçların ödenmemesi

66.    deplore  :  ….e çok üzülmek,   ….den acı duymak,      …e yazıklanmak

67.    descend  : kuş uçak vb. Inmek, sis çökmek, (from) soyundan gelmek

68.    designate  : göstermek, işaret etmek, isimlendirmek

69.    designate to (for) : …e atamak, …e tayin etmek, ayırmak, tahsis etmek

70.    detain  : alıkoymak, geciktirmek, gözaltına almak

71.    deter  :  (from) …den vazgeçirmek, catdırmak

72.    dilemma  : ikilem, güç durum, çıkmaz

73.    discretion  : sağ duyu, agız sıkılığı, taktir yetkisi

74.    disobedience  : iteatsizlik, başkaldırma

75.    dispatch  :  gönderme, msj çekme, mesaj, rapor

76.    dispense  : dağıtmak, vermek, ilaç hazırlamak

77.    dissociate  : ayırmak

78.    dissuade  : den caydırmak, den vazgeçirmek

79.    downfall  : düşüş, yıkılış, çökme, yağmur boşalması

80.    draft  : askere almak, zorunlu askerlik

81.    drastic  : sert, şiddetli, zorlayıcı

82.    drawback  : sakınca, mahzur, dezevantaj

83.    dull  :  kalın kafalı, anlayışsız, kesmez bıçak, donuk renk, duygusuz, sıkıcı kasvetli (fiil) sersemlemek, körletmek, donuklaştırmak, ağrıyı hafifletmek

84.    duplicate  : eş, çift, kopya, kopyasını almak, suretini çıkarmak

85.    dwindle  : yavaş yavaş azalmak, giderek küçülmek, önemini kaybetmek

86.    elevate  : yükseltmek, terfi ettirmek

87.    embezzle  :  zimmetine geçirmek

88.    endorse  : ciro etmek, onaylamak

89.    enroll  :  kaydını yapmak, kaydetmek, kaydolmak

90.    entitle  :  hak vermek, yetki vermek

91.    enumeration  : sayma, sayım

92.    epoch  :  devir, çağ

93.    equivocate  :  kaçamaklı konuşma, nee vet ne hayır demek

94.    eradicate  : kökünden söküp atmak, yok etmek

95.    erratic  : istikrarsız, dengesiz

96.    esteem  : …e saygı duymak, saygı, itibar

97.    exhilaration  : neşe, zindelik

98.    expire  :  süresi dolmak, sone ermek, son nefesini vermek

99.    extort  : (para) sızdırmak, (haraç) almak, zorla almak

100.fluctuation  : yükselip alçalma, inip çıkma, dalgalanma

101.forerunner  :  haberci, önden gelen, selef, öncel

102.forge  : demirhane, sahtesini yapmak

103.forge ahead  : hızla ilerlemek, öne geçmek

104.fraction  : (mate.) kesir, bir şeyden küçük bir parça

105.glimpse  : anlık bakış, kısa bakış, birini bir an için görmek

106.gratitude  : minnettarlık

107.grievance  :  şikayet, yakınma, şikayete yol açan durum

108.grudgingly  : istemeyerek

109.grumble  :  yakınmak, söylenmek, dır dır yapmak

110.hasty  : acele, tez, çabuk, düşüncesiz, aceleci, telaşçı

111.homicide  :  adam öldürme, cinayet, katil

112.hostility  : düşmanlık, savaş, çarpışmalar

113.hybrid  : melez hayvan veya bitki, melez

114.illegitimate  : gayri meşru, evlilik dışı, yasadışı, yolsuz

115.imitate  : taklit etmek, birini örnek almak

116.immutable  : değişmez, sabit

117.impair  :  bozmak, zarar vermek, zayıflatmak

118.impede  : engellemek

119.implicate  : olumsuz bir şeye karışmak

120.implore  : yalvarmak

121.indelible  : silinmez, çıkmaz, kalıcı, sabit boya

122.indignant  :  haksızlıktan dolayı kızgın, öfkeli

123.indispose  : hevesini kırmak, soğutmak, rahatsız etmek

124.indisposed  : rahatsız, keyifsiz, isteksiz

125.induction  : göreve getirme, şonuç çıkarma, tüme varım

126.insist  : israr etmek

127.inspiration  : ilham, esin, telkin

128.insurrection  : isyan, ayaklanma

129.intermission  : ara, halftaym, mola

130.intimidate  : gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak, gözdağı vermek

131.intractable  : inatçı, yola getirelemeyen

132.intricate  : karışık, çapraşık, girişik, girift

133.intuition  : sezgi, sezi, içe doğma

134.invert  : tersine çevirme, ters yüz etme, sırasını değiştirme

135.irony  : insane alay gibi gelen bir tesadüf, istihza

136.irony of fate  : kaderin cilvesi

137.issue  : yayım, basım,sorun, mesele, sonuç, sayı, boşalma, dağıtım, çocuklar, emisyon

138.at issue  :  üzerinde konuşulan, söz konusu olan

139.face the issue  : bir durumu olduğu gibi Kabul edip ona gore davranmak

140.take issue with  : …e itiraz etmek

141.jeopardize  : tehlikeye atmak

142.justify  : doğrulamak, haklı çıkarmak, temize çıkarmak

143.kidnap  : fidye için birini kaçırmak

144.lamentation  : ağlama, dövünme

145.leap  : sıçramak, fırlamak, hoplamak, atlanılan yer, uzaklık

146.by leaps and bounds  : büyük bir hızla

147.leap in the dark  : sonu belirsiz iş

148.literate  : okuryazar

149.loyal  : sadık, vefalı

150.magnify  : büyütmek, abartmak

151.manipulate  : elle hareket ettirmek, çalıştırmak, kendi çıkarları için kullanmak, hileyle fiyatları değiştirmek

152.menace  : tehdit etmek, gözdağı vermek, tehdit

153.merge  : birleştirme, içine karışıp kaybolma

154.mishap  : aksilik, talihsizlik

155.mislaid  : yanlış yere koymak, kaybetmek

156.moderation  : yatıştırma, yumuşama, azalma, ılımlılık

157.neglect  : ihmal etmek, savsaklamak, aldırmamak, ihmal

158.notify  : bildirmek, haber vermek

159.novelty  : yenilik, yeni çıkmış şey

160.nuisance  : baş belası

161.nullify  : hükümsüz kılmak, etkisiz bırakmak

162.oath  : yemin, ant, küfür, lanet

163.offset  : karşılamak, dengelemek, ofset baskı

164.offspring  : döl, evlat, ürün

165.outdo  : geçme, geride bırakma, bastırma

166.outlast  : …den çok dayanmak

167.outline  : ana hatlar, taslak, kroki, taslağını çizmek

168.output  : üretim, ürün, çıktı, randıman, verim

169.outrun  : ..den daha hızlı koşmak,…i geçmek, aşmak

170.outset  : başlangıç

171.outstanding  : üstün, seçkin, göze çarpan, ödenmemiş borç

172.overdraw  : abartmak, hesaptan fazla para çekmek

173.overestimate  : fazla tahmin etmek

174.overhaul  : gereken onarımı yapmak için elden geçirmek, yetişip önüne geçmek, revizyon,

175.overthrow  : devirmek, yıkmak, düşürmek, devirme

176.overtime  : fazla mesai

177.overwhelm  : akın ederek düşmanı yenmek, su basmak, hediyeye boğmak

178.pale  : kazık, parmaklık çubuğu, sınır, limit

179.paramount  : üstün, en önemli, başlıca, rutbece en üstün

180.patriot  : yurtsever

181.peak  : tepe, doruk, zirve, (kasket)siper

182.peril  : tehlike

183.perish  : ölmek, yokolmak, soyu tükenmek

184.permeate  : nüfus etmek, içine işlemek

185.perpetual  : sürekli, devamlı, daimi, aralıksız, ebedi, ölümsüz

186.perplex  : zihnini karıştırmak, allak bullak etmek, çapraşık duruma getirmek

187.pertain  : ..e ait olmak, ile ilgili olmak, ile ilğisi olmak, e özgü olmak

188.petition  : rica, dilek, dua, dilekçe, ricada bulunmak, dilekçe vermek

189.pinpoint  : iğne ucu, ufak şey, kesin olarak yerini belirlemek

190.pledge  : ant içmek, söz vermek, vaat etmek, işaret, teminat, rehin, ant, söz

191.poll  : onaylama, oy sayısı,anket, oyunu kullanmak, anket yapmak

192.precarious  : güvenilmez, süpheli, tehlikeli, rizikolu

193.precipitation  : yağış, kimyada çökelme, çökeltme

194.preclude  : olanıksızlaştırmak, engellemek, dışarda bırakmak

195.predecessor  : selef, ata, cet

196.premise  : öncül, mukaddem

197.pretend  : rolüne girmek, …miş gibi davranmak, yalandan yapmak, taslamak, ..mezlikten gelmek

198.probe  : araştırmak, incelemek, sondaj yapmak, insansız uzay roketi

199.prominence  : ün, göze çarpan şey, çıkıntı, burun

200.proponent  : yandaş

201.prosecute  : sürdürmek, …e devam etmek, aleyhinde dava açmak

202.prospective  : beklenen, umulan, muhtemel, olası

203.pursue  :  kovalamak, peşine düşmek, takip etmek, sürdürmek,

204.quest  : arama, araştırma, araştırmak

205.raid  : baskın, akın, baskın yapmak

206.rapport  : doştça ilişki, karşılıklı anlayış

207.ratification  : onaylama, onaylanma

208.ratify  : onaylamak, tastik etmek

209.realm  : ülke, memleket, krallık, alan, dünya, alem

210.reap  : semeresini almak, ekin biçmek

211.rebel  : ayaklanan, baş kaldıran, isyancı, asi

212.rebuke  : azarlamak, paylamak, paylama

213.recede  : geri çekilmek

214.reciprocal  : karşılıklı, iki taraflı

215.reckon  : saymak, hesaplamak, sanmak

216.recompense  : karşılığını vermek, ödüllendirmek, cezalandırmak, tazminat vermek, karşılık, ödül, ceza, tazminat

217.reconcilable  :

218.refrain  : nakarat

219.refute  : yalanlamak, çürütmek

220.rehearse  : oyun, müzik v.b. ‘ni prova etmek, tekrarlamak

221.reinforce  : takviye etmek, desteklemek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek

222.rejoice  : çok sevinmek, sevinçten uçmak, dünyalar onun olmak, düğn bayram etmek

223.relief  : iç rahatlaması, ferahlama, kurtarma, yardım, imdat, avuntu, nöbeti devralan kimse, heykel kabartma, rölyef, röleve

224.relinquish  : bırakmak, terketmek, vazgeçmek

225.reminder  : hatırlatma, hatırlatıcı şey

226.remnant  : kalıntı, artık, bakiye, parça kumaş

227.repeal  : yasa, emir v.b. ‘ni kaldırmak, iptal etmek

228.reprisal  : misilleme

229.rescind  : yasa, anlaşma v.b.’ni iptal etmek, feshetmek, yasayı ortadan kaldırmak, yürürlükten kaldırmak

230.resentful  : içerlemiş

231.retaliation  : misilleme, kısas, öç, intikam

232.revel  : cümbüş yapmak, eğlenmek, in –den zevk almak

233.revoke  : geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek

234.rhyme  : uyak, kafiye, (with) (ile) kafiyeli olmak, kafiyeli şiir yazmak

235.rigid  : eğilmez, bükülmez, katı, dimdik, sert, şiddetli

236.rigorous  : özenli, ihtimamlı, dikkatli, sert, şiddetli

237.ritual  : ayine ait, dinsel törene ait, adet edinilmiş, ayin, adet, alışkı

238.roar  : gümbürdemek, (aslan) kükremek, gürlemek, kahkaha ile gülmek, gümbürdeme, kükreme, gürleme, kahkaha

239.root  : kök, kökleştirmek, tutturmak, kökleşmek, tutmak

240.rumor  : söylenti, dedikodu

241.satire  : hiciv, taşlama, yergi, yerme

242.saturate  : doyurmak

243.scan  : inceden inceye gözden geçirmek, üstünkörü gözden geçirmek, vezne gore okumak, vezin kurallarına uymak, bilgisayar taramak

244.scene  : tiyatro, televizyon, sinema sahne, sahne, manzara, görünüm, görüntü, olay yeri

245.scope  : saha, alan, faaliyet alanı, olanak, fırsat, kapsam, konuşma dili teleskop, mikroskop

246.seclude  : from –I –den ayırmak

247.seduce  : ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, iğfal etmek

248.segment  : parka, bölüm, kısım, dilim, geometri parça, zooloji bölüt, (segment) kesimlemek

249.serene  : sakin, yüce

250.sermon  : vaaz

251.severe  : sert, haşin, katı, çok acıtan, şiddetli, büyük (zarar), zor, güç (bir şey), çok sade, yalın

252.slide  : kaymak, kaydırmak, sessizce gitmek veya geçmek, into (bir şeyi) belli etmeden (bir yere) koymak, over/around (bir meseleyi) ustalıkla atlatmak/geçiştirmek, along karnı üzerinde sürünmek

253.solace  : teselli, teselli etmek, (bir üzüntüyü) hafifletmek, azaltmak

254.solvent  : kimya

255.specialty  : uzmanlık alanı, özel ilgi alanı, ihtisas, branş, (lokantada) spesiyalite

256.speculate  : (abount) (hakkında) tahminlerde bulunmak, felsefe, ticaret spekülasyon yapmak

257.stain  : lekelemek, (kimyasal maddeyle), koyulaştırmak, leke, koyulaştırıcı kimyasal madde

258.stake  : kazık, (bitki için) ispalya, sırık, herek, ticaret pay, hisse, kazığa bağlamak, sırığa/ispalyaya bağlamak, off kazıklarla (bir yerin) sınırlarını belirlemek, on (kumarda) (birine, bir şeye) (para) koymak, on (umudu, geleceği, hayatı) (birine, bir şeye) bağla

259.stare  : (at) (dikkatle) bakmak, (uzun ve dikkatli) bakış

260.startle  : irkilmek

261.steadfast  : sadakatli, sadık, sabit, değişmeyen, sözünden dönmeyen

262.straightforward  : apaçık, hiçbir şeyi gizlemeyen, açıksözlü

263.strand  : kıyı, sahil, kenar

264.stroll  : around dolaşmak, gezmek, gezinmek, dolaşma, gezme, gezinti

265.stumble  : (on) (birinin) ayağı takılmak/sürçmek, tökezlemek, (yüksek sesle) okurken veya söylerken yanlış yapmak, dili sürçmek, sendelemek, across/on/upon rasgele bulmak, tesadüfen bulmak, tesadüf etmek, sürçme

266.subtle  : ince, hafif, hemen göze çarpmayan, meselenin ince taraflarını kavrayabilen/anlayabilen, ince bir şekilde hazırlanmış, ince bir zekayı yansıtan (plan v.b)

267.surpass  : (üstünlük açısından) geçmek, geride bırakmak

268.surrender  : teslim etmek, teslim olmak, -den feragat etmek, vermek, bırakmak, teslim, feraget, verme, bırakma, terk

269.swear  : küfretmek, sövmek, yenim etmek, ant içmek, (birine) yemin verdirmek, ant içirmek

270.tackle  : denizcilikle ilgili palanga, (birini) sıkıca yakalama, (bir problemi) ele almak, çözmeye çalışmak, (birini) yakalamak/tutmak

271.tactful  : takt sahibi, nazik ve çok anlayışlı, ince

272.tangible  : elle dokunulur/tutulur, somut

273.temperate  : ılımlı, aşırılığa kaçmayan, ılıman

274.tentative  : kesin olmayan, farazi, deneysel, mütereddit, çekingen veya kararsız (bir hareket)

275.tolerant  : höşgörülü, müsamahakar, müsamahalı, toleranslı

276.tortuous  : yılankavi, çok dolambaçlı, dolaşık, çapraşık (yöntem, hareket) , dalavereli, fazlasıyla komplike, çetrefil

277.trace  : iz, eser, ufacık bir miktar, (bir şeyin) üzerine şeffaf koyup kopyasını çıkarmak, to bazı izleri veya ipuçlarını takip ederek (birinin, bir şeyin) (nerede) olduğunu keşfetmek veya saptamak; bazı ipuçlarını takip ederek (bir olayı) (belirli bir sebebe) bağlamak; bırakılan ipuçları (birini) (belirli bir yere) kadar götürmek, (bir olayın tarihini) (belirli bir sure boyunca) safha safha vermek, to (silsileyi) (geçmişte belirli bir zamana kadar) saptamak; (bir ailenin silsilesi) (geçmişte belirli bir zamana kadar) uzanmak

278.tranquility  : sakinlik, sükunet, sükun

279.truce  : ateşkes, mütareke

280.unanimously  : oybirliğiyle, ittifakla

281.undeviating  : yolundan sapmayan

282.unplug  : tıkaç v.b’ni açmak, (fişi) prizden çekmek, (elektrikli aygıtın) fişini prizden çekmek

283.unprecedented  : görülmemiş, emsalsiz

284.unwarranted  : haksız, özürsüz

285.vacate  : terketmek, boşaltmak, feshetmek

286.vague  : belisiz, bulanık, şüpheli

287.vanish  : gözden kaybolmak, ortadan kaybolmak, kayıplara karışmak, yok olmak, tarihe karışmak

288.veer  : dönmek, sapmak, döndürmek

289.velocity  : hız, sürat

290.verse  : dize, mısra

291.viable  : yaşayabilecek durumda olan (yaratık, organizma) (toplumsal, siyasal veya ekonemik açıdan) kendi ayakları üzerinde durabilen, varlığını bağımsız olarak sürdürebilen, gelişip yeni bir organizmaya dönüşebilecek (tohum, yumurta v.b ) konuşma dili pratik uygulanabilir

292.vicinity  : dolay, etraf, civar, çevre, havali

293.virtue  : erdem, fazilet, meziyet, yarar, fayda, avantaj, yararlı özellik, önemli özellik, güç, iffet

294.vulgar  : müstehcen, edebe aykırı, adi, bayağı, görgüsüz

295.vulnerable  : saldırı veya tenkide açık/ maruz olan

296.wearisome  : sıkıcı, yorucu, bıktırıcı, usandırıcı

297.weary  : yorgun, bitkin, yorucu, yoran, bıkkın, bıkmış, usanmış, yormak, yorulmak, usanmak, bezmek, usandırmak, bezdirmek

298.weird  : esrarengiz, garip, acayip, tuhaf

299.withdraw  : geri çekmek, from (parayı) (hesap veya bankadan) çekmek, from (bir şeyi) (bir yerden) çıkarmak, from (birini) (bir yerden) almak, çekilmek, uzaklaşmak, (from) (den) çekilmek, (e) katılmaktan vazgeçmek, (from) (den) ayrılmak, (I) bırakmak

300.wreckage  : kazandan geri kalan parçalar, enkaz

301.zealous  : gayretli, ateşli, hareketli

302.zenith  : gökbilim başucu noktası, doruk, zirve

Yorum yazabilirsiniz