drift : sürüklenme, yönelim, yöneliş, kayma, sürükleniş, amaçsızca sürüklenme, (rüzgarın yağdığı) kar birikintisi, anlam, demek istenilen şey, (rüzgarın veya akıntının etkisiyle) sürüklenmek, hiçbir yer veya işte sürekli kalmadan yaşamak
ignite : tutuşturmak, yakmak, ateşlemek, tutuşmak, yanmak, ateş almak
immerse : daldırmak, suya batırmak
impair : bozmak, zayıflatmak
impede : engellemek
implicit : ifade edilmeden anlaşılan, saklı, ima edilen, dolaylı olarak anlaşılan, tam, kesin
imposition : (vergi) koyma, zorla Kabul ettirme, zahmet, ceza, yük, hile, talep
impulse : tepki, itki, itici güç, ani bir istek
incorporate : içermek, kapsamak, into/in –e dahil etmek, -e dahil etmek, -e katmak, anonym şirket haline getirmek, birleştirmek, birleşmek, cisimlendirmek
inflict : (on/upon) –e (ağrı, acı, ceza) vermek
innate : (bir şeye/birine) özgü/has, esas, asıl, öz, iris, kalıtsal, (birinin) tabiatında olan, felsefe doğuştan olan
insubstantial : asılsız, temelsiz, hayali, zayıf, hafif
interrogate : sorguya çekmek, soru sormak
intoxicate : sarhoş etmek, mest etmek, tıbbi zehirlemek
minuscule : küçük harf, minüskül, küçük harfle yazılı, küçük, ufacık, önemsiz
modesty : alçakgönüllülük, ılımlılık, iffet
motion : hareket, devinim, teklif, önerge, el ile işaret etmek
mummify : mumyalamak, mumyalaşmak
myth : söylence, efsane, mit, mitos, hayali kimse veya şey
navigation : gemi seferi, gemi yolculuğu, gemicilik, denizcilik
obstacle : engel, mani
ominous : uğursuz, meşum
ordeal : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
outcast : yoplum dışına itilmiş kimse, toplum dışına itilmiş
outright : acıkça, kesin olarak, tamamen, resmen, hemen, derhal, peşin olarak, bir ödemede, kesin, tam, resmen, düpedüz, yalnızca, karşılıksız (bir hediye/bağış/yardım)
paradox : paradoks
periphery : dış sınır çizgisi, çevre
perplex : zihnini karıştırmak, şaşırtmak, allak bullak etmek, karıştırmak, çapraşık duruma getirmek
plain : düz, sade, süssüz, basit, açık, baharatsız, sade (yiyecek), sadece, açıkça, düzlük, ova, geniş ve düz yer
plead : yalvarmak, rica etmek, hukuk dava açmak, iddia etmek, mazeret olarak göstermek, bahane etmek
plight : kötü durum
potent : kuvvetli, güçlü, etkili, yetkili, nüfuzlu, cinsel iktidarı olan
precise : tam, kesin, çok dikkatli, titiz (kimse), titizlikle yapılmış (iş), dakik (saat), hassas (alet)
recoil : geri çekilmek, (silah) geri tepmek, geri gelmek, geri çekilme, (silah) geri tepme
reconcile : uzlaştırmak, barıştırmak, aralarını bulmak, razı etmek
recount : anlatmak, hikaye etmek
rectify : düzeltmek, doğrultmak, tasfiye etmek, elektrik (dalgalı akımı) doğru akıma çevirmek
refrain : nakarat
refute : yalanlamak, çürütmek
reliance : on –e güven, -e itimat, -e bel bağlama
remote : uzak, ücra, sapa, pek az
reprimand : azar, paylama, azarlamak, paylamak
reprisal : misilleme
repulsive : iğrenç, tiksindirici, itici
resentful : içerlemiş
restoration : restarasyon, onarım, restore etme, onarma, iade, geri verme, eski görevine iade etme, bir şeyin asıl şeklini gösteren model
reverently : saygılı bir şekilde
reserve : ayırmak, saklamak, ertelemek, ihtiyat olarak saklanan şey, yedek, ağız sıklığı, spor yedek oyuncu
robust : sağlam, gürbüz, güçlü, dinç
salvage : kurtarılan mal, (eşya) kurtarmak
secrecy : sır saklama, sır tutma, gizlilik
sense : duyu, his, akıl, zeka, fakir, düşünce, anlam, mana
sentimental : duygusal
sermon : vaaz
shrink : (kumaş) çekmek, daralıp ısalmak, (kumaşı) çektirmek, (bir şeyin) suyu çekilmek, (bir şeyin) suyunu çektirmek, azalmak, azaltmak, (bir şeyin) değeri azalmak, (bir şeyin) değerini azaltmak, sinmek, pusmak, konuşma dili psikiyatr, ruh doktoru
shrivel : kuruyup buruş buruş olmak, büzüşmek
simultaneously :
slaughter : (kasaplık hayvanı) kesme, kesim, öldürme, katil, (kasaplık hayvanı) kesmek, katletmek, konuşma dili (rakip takımı) büyük bir yenilgiye uğratmak, mahvetmek
slender : ince, narin, hatları inc eve güzel, az, yetersiz
spacious : geniş
stem : (bitkide) sap veya gövde, (kadehte) sap, (pipoda) beden, (akışı) durdurmak veya yavaşlatmak, from –den kaynaklanmak
stiff : katı, sert (bir şey), kaskatı, gergin (kas), koyu, koyu bir kıvamda olan, zor, güç, müşkül, resmi, soğuk (davranış) argo morto, ceset
strain : kendini zorlamak, (kaslar) gerilerek zorlanmak, ıkınmak, (kası) zorlayarak incitmek, (bir şey yapmaya) kendini zorlamak veya çok gayret etmek, -İ süzgeçten geçirmek, süzmek
strangle : boğmak, boğulmak,
strenuous : yorucu, ağır, zor (iş), gayretli
stroll : around dolaşmak, gezmek, gezinmek, dolaşma, gezme, gezinti
sturdy : sağlam, dayanıklı, gürbüz, sağlıklı
subdue : (bir yeri, halkı) zor kullanarak control altına almak, (birini) hizaya getirmek, (bir isteği, korkuyu) bastırmak
supplement : ilave, ek, by (belirli bir şey yaparak) (bir şeyin) eksikliklerini gidermek, by (belirli bir şey yaparak) (bir şeyi) artırmak, with (belirli bir şeyle) (bir şeyi) artırmak
surplus : artakalan miktar, üretim fazlası, fazla, fazla miktarda
swift : çabuk, hızlı, süratli, konuşma dili akıllı, makul, zeki
tedious : sıkıcı, can sıkan, usandırıcı
temperance : aşırıya gitmeme, aşırılığa kaçmama, ölçüyü aşmama, hiç içki kullanmama
tenable : savunulabilir, makul
tenant : kiracı
tender : kolaylıkla incinen, hassas, duyarlı, şefkatli, müşfik, sevecen, yumuşak, sert olmayan (et, sebze, meyve v.b.)
tidal : gelgite/meddücezre ait, gelgitten/meddücezirden ileri gelen, gelgitten/meddücezirden etkilenen
torment : ıstırap, azap, işkence, eziyet çektiren kimse, eziyet veren şey
trail : (hafif şeyleri) sürümek, sürüklemek, sürünmek, sürüklemek, yavaşça gezdirmek, gelişigüzel uzanıp gitmek, izlemek, takip etmek, (başkalarının) gerisinde olmak, along after (birinin) peşine takılmak, along yavaş yavaş veya yorgun argın gitmek/ yürümek, off (ses) azalmak, (bir şey) canlılığını yitirmek, sarkmak, uzanmak, düşmek, patika, keçiyolu, (birinin ardında bıraktığı) izler, (birinin peşinde/arkasında bıraktığı) şey