1033/YDS kelimeleri 226
abdicate : (bir haktan) vazgrçmek, feragat etmek, (tacını ve tahtını) terketmek
abduct : (birini) kaçırmak
abolition : kaldırma, lağıv, ilga, fesih
abominate : nefret etmek, tiksinmek
abridge : kısaltmak, özetlemek
abuse : kötüye kullanma, yolsuzluk, suiistimal, acımasızca yerme, sövüp sayma, küfürler, sövgüler, (bedensel veya ruhsal) işkence
accommodate : barınmak, -İn –e yetecek kadar yeri olmak, almak, to –e uydurmak, sağlamak, iyilik etmek
accusation : suçlama
advent : geliş, varış
alien : yabancı, ecnebi
allegation : iddia
amicable : arkadaşça, dostça
annihilate : yok etmek, imha etmek
arable : sürülüp ekilebilir, işlenebilir (toprak)
arrogant : küstah ve kibirli
ascend : çıkmak, yukarı çıkmak, (hükümdar) (tahta) çıkmak
assemble : toplamak, toplanmak, monte etmek
avert : başka tarafa çevirmek, yön değiştirmek, önlemek
baffle : şaşırtmak, engel olmak
bequeath : vasiyet etmek, miras olarak bırakmak
blatant : apaçık, yüzünden akan, gürültü yapan
breach : kırık, yarık, gedik, hukuk ihlal
circumvent : tekerine çomak sokmak, kösteklemek, atlatmak, kaçınmak
cohesive : yapışmış, birleşmiş, uyum sağlayan, fizik kohezif
compete : with ile rekabet etmek, ile boy ölçüşmek, for için yarışmak
complement : tamamlayıcı, dilbilgisi tümleç, tamamlamak
confer : bağışta bulunmak, ihsan etmek, vermek, danışmak, akıl sormak, görüşmek
conquer : fethetmek, zaptetmek, yenmek
consensus : fikir veya oybirliği
conserve : korumak, muhafaza etmek
console : avutmak, avundurmak, teselli etmek
contentment : memnuniyet, rahatlık, gönül hoşluğu
craft : zanaat, el sanatı, tekne, gemi, gemiler
crawl : sürülmek, emeklemek, dalkavukluk etmek, sürünme, emekleme
cross : çapraz işareti, haç, put, çarmıh, ıstavroz, çile, cefa, melez
culprit : suçlu, mücrim
cynical : kinik, sinik
dairy : mandıra, süthane, sütçü dükkanı
dampen : nemlendirmek, ıslatmak, nemlenmek, ıslanmak, (titreşimi) azaltmak, kırmak, kaçırmak
daunt : yıldırmak, gözünü korkutmak
dazzle : göz kamaştırmak
debut : başlangıç, (sahneye) ilk çıkış, bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi
dedication : adama, ithaf
degradation : aşağılık bir durum, itibarsızlık, aşağılaşma, rütbeyi indirme
delude : aldatmak, yanılmak
demilitarize : askerden arındırmak
demoralize : cesaretini kırmak, moralini bozmak, yıldırmak
denounce : (insane, fakir, davranış v.b.’nin) kötü veya zararlı taraflarını açığa vurmak, ihbar etmek, (anlaşmanın) kaldırılacağını duyurmak
deplore : -e çok üzülmek, -den acı duymak, -e yerinmek, -e yazıklanmak
depose : tahttan indirmek, görevden almak, azletmek, yeminli ifade vermek
descriptive : tnımlayıcı, betimsel
destitute : yoksul, muhtaç, fakir of –den yoksun
detain : alıkoymak, geciktirmek, gözaltına almak
detonate : patlamak, infilak etmek, patlatmak, infilak ettirmek
devote : to –e adamak, -e vakfetmek, -e ayırmak, -e hasretmek
dignify : onurlandırmak, şeref vermek, büyütmek, yüceltmek
disdain : küçük görme, tepeden bakma, hor görme, küçük görmek, tepeden bakmak, hor görmek
dispatch : gönderme, sevketme, (telegraf, faks) çekme, mesaj, rapor, öldürme, idam etme, acele, hız, (kurye, mektup) göndermek, (telegraf, faks) çekmek, sevketmek, göndermek, öldürmek, idam etmek, hızla bitirmek
disperse : dağıtmak, yaymak, dağılmak, fizik (ışınları) ayırmak
distill : damıtmak, imbikten çekmek, imbikten çekilmek
distort : biçimini bozmak, (yüzünü) çarpıtmak, çarpıtmak, gerçek anlamdan saptırmak, başka anlam vermek
dreary : kasvetli, sıkıcı
elapse : (zaman) geçmek, akmak
elevate : yükseltmek, kaldırmak, terfi ettirmek
emanate : from –den çıkmak, -den yayılmak, -den fışkırmak, -den akmak
emancipate : azat etmek, serbest bırakmak, özgürlüğüne kavuşturmak, from –den kurtarmak
enact : yasalaştırmak
enforce : uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek
enlighten : aydınlatmak, bilgilendirmek
enrich : zenginleştirmek, zengin etmek, zenginleştirmek, değerini artırmak
entail : gerektirmek
equivocal : kaçamaklı, iki anlama gelebilen
erode : aşındırmak, aşınmak
erroneous : yanlış, hatalı
evade : -den kurtulmak, (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak, (birinin sorusuna, birine) cevap vermekten kaçmak, (bir işte) yan çizmek
exclude : from –İn dışında bırakmak
exemplify : -e örnek olmak, -İ örnekle göstermek
expenditure : masraf, harcama, gider
fabulous : harika, super, çok güzel, enfes, inanılmaz, olağanüstü, efsanevi
fatal : öldürücü, ölümcül, vahim
feasible : mümkün, yapılabilir, uygulanabilir
fidelity : sadakat, vefa
furious : çok öfkeli, küplere binmiş, gözü dönmüş, şiddetli, sert
futility : boşuna olma, abes olma
generosity : cömertlik
grade : derece, rütbe, cins, sınıf, kalite, (ilk veya orta öğrenimde) sınıf, (öğretmenin öğrenciye verdiği) not, eğim, meyli, (sınav kağıdını veya ödevi okuyup) not vermek, derecelere ayırmak, tasnif etmek, tasviye etmek, düzlemek
harass : rahat vermemek, rahatsız etmek, taciz etmek, bizar etmek, tedirgin etmek, askeri aralıksız saldırılarla taciz etmek
hectic : heyecanlı, telaşlı
hidden : gizli, kapalı
hilarious : gürültülü ve neşeli
illuminate : aydınlatmak, ışıklandırmak, (kitap veya yazıyı) tezhip etmek, (birini veya bir konuyu) aydınlatmak
immunize : (against) (-e karşı) bağışık kılmak
impart : (to) (-e) bildirmek, söylemek, to –e vermek
impede : engellemek
implement : (taahhüt, plan v.b’ni) yerine getirmek, uygulamak, (yasa, karar v.b’ni) yürürlüğe koymak, alet, araç
import : ihlal etmek, ihlal malı, anlam, önem
impress : etkilemek, on/upon aklına sokmak, (damga) basmak
inborn : (birinin) tabiatında olan, doğuştan gelen, iris, kalıtsal
income : gelir, kazanç
incur : uğramak, mağruz kalmak, girmek, üstüne çekmek, uyandırmak
indecisive : kararsız, kesin olmayan
indulgence : düşkünlük, hoşgörü
inept : uygunsuz, yersiz, yakışıksız, beceriksiz, hünersiz
infant : bebek, küçük çocuk, küçük
inferior : (to) (-den) aşağı, adi, bayağı, düşük, (-e göre) değersiz, ikinci derecede
informality : teklifsizlik
initiative : insiyatif, girişim, teşebbüs
inquisitive : meraklı
intensity : kesinlik, şiddet, yoğunluk
interdict : yasak, yasaklamak, menemet
interim : aralık, ara, fasıla, geçici
interpret : yorumlamak, çevirmek, tercüme etmek, çevirmenlik yapmak
intervention : aracılık, karışma
intimidate : gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak, gözdağı vermek
inundate : su basmak, sel basmak, garketmek
invoke : (yardım, koruma v.b.’ni) istemek, (Allaha) yakarmak, yalvarmak, (ruh) çağırmak, başvurmak
lenient : yumuşak
listless : neşesiz, halsiz
medium : orta, çevre, ortam, araç, vasıta, orta, ortalama
miserable : çok kötü, berbat, çok mutsuz, insanı mutsuz eden, insanın keyfini kaçıran, aşağılık, çok kötü, alçakça (davranış), cüzi, çok az (bir miktar) sefil, sefalet çeken, sefalet kokan
monitor : bilgisayar, televizyon monitor, sınıf başkanı, izleme veya gözleme sistemi
naughty : yaramaz, haylaz, açık saçık
novice : acemi, toy, çırak, rahip veya rahibe adayı, kiliseye yeni giren kimse
nurture : besleyen şey, gıda, terbiye, yetişme, eğitim, beslemek, yetiştirmek, eğitmek
optimistic : iyimser
ordeal : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
outcry : haykırış, bağrış, çığlık, pretosto
output : ticaret üretim, ürün, çıktı, makine, fizik çıktı, bilgisayar çıkış, çıktı, randıman, verim
outset : başlangıç
overtake : yetişmek, yakalamak, ingiliz ingilizcesi (taşıtı) sollamak, geçmek, birden karşısına çıkmak
overturn : devirmek, altüst etmek, bozmak
partial : kısmi, kısmen etkili, taraf tutan, tarafgir, to –e meyilli
patriot : yurtsever, vatansever, ulussever
penetrate : girmek, içine işlemek, nüfuz etmek, etkilemek, delip geçmek, anlamak, sokulmak, içeriye sızmak
perform : yapmak, yerine getirmek, tiyatro oynamak, rolünü yapmak, canlandırmak, müzik çalmak
persistence : ısrar, inat, devam etme, sürüp gitme
pervade : istila etmek, kaplamak, yayılmak, sarmak, bürümek
plantation : plantasyon
plausible : akla yakın, makul
plunder : yağmalamak, yağma etme, yağma
populous : yoğun nüfuslu, kalabalık
portray : resmetmek, resmini yapmak, betimlemek, tanımlamak
predecessor : öncel, selef, ata, cet
premium : prim, ödül, ikramiye, sigorta primi, ticaret acyo, prim
profess : itiraf etmek, açıkça söylemek, ilan etmek, iddia etmek, savlamak, taslamak, (inancını) ikrar etmek, açıkça söylemek
profound : derin, büyük
prominence : ün, göze çarpan şey, çıkıntı, burun
prosecute : sürdürmek, -e devam etmek, hukuk aleyhine dava açmak
quest : arama, araştırma, for –İ aramak, -İ araştırmak
raid : baskın, polis baskını, akın, baskın yapmak, akın etmek
ransom : fidye, kurtulmalık, fidye ile kurtarmak
ratify : onaylamak, tasdik etmek
ravage : yakıp yıkmak, kasıp kavurmak
raw : çiğ, pişmemiş, ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş, olgunlaşmamış, soğuk, acemi, toy, tecrübesiz
rear : arka, geri, kıç, arkadaki, arka, geri
recede : geri çekilmek
reciprocal : karşılıklı, iki taraflı
reckless : dünyayı umursamayan, pervasız, gözü kara, dikkatsiz, aldırışsız, kayıtsız
referee : hakem
repulsive : iğrenç, tiksindirici, itici
reservation : yer ayırtma, rezervasyon, tereddüt, kuşku, şüphe, hukuk ihtiraz kaydı, kızılderililer için ayrılmış arazi
retard : geciktirmek, yavaşlatmak
retention : alıkoyma, tutma, kaybetmeme, hatırda tutma, ücretle tutma(danışman)
revenge : …den öç almak, intikam almak
revenue : gelir, devletin geliri
revoke : geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek
roam : dolaşmak, gezinmek
rumor : söylenti, dedikodu
rust : pas, pas rengi, paslanmak, paslandırmak
ruthless : merhametsiz, acımasız, insafsız
sarcastic : iğneleyici, alaycı
scant : az, kıt, dar, yetersiz, sınırlı
scent : kokusunu almak, sezmek, güzel koku saçmak, koklayarak izini aramak, koklayarak bulmak
scornful : küçümseyen
scrutiny : dikkatle bakma, inceleme
seduce : ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, iğfal etmek
sentimental : duygusal
serene : sakin, yüce
shallow : sığ, yüzeysel, derine inmeyen, basit, sığlık
shortcoming : kusur, eksik, noksan
soak : suya batırmak, suda bırakmak, ıslatmak, suya girmek, suda kalmak, sırılsıklam olmak, birini kazıklamak(konuşma dili)
soar : bir yer üzerinde yükselmek
solace : teselli etmek
somber : kasvetli, çok ciddi, ağırbaşlı
soothe : sakinleştirmek, yatıştırmak, teselli etmek, ağrıyı hafifletmek, rahatlatmak
spark : kıvılcım, kıvılcım saçmak, (off ile)-e neden olmak, birini bir şeye teşvik etmek
sparkle : pırıldamak, şarabın köpürmesi
sparse : seyrek
stamina : dayanma gücü
startle : irkiltmek
steep : dik, sarp, yüksek fiyat
stiff : katı, sert, kaskatı, gergin, koyu bir kıvamda, zor, güç, resmi soğuk davranış, ceset
sturdy : sağlam, dayanıklı, gürbüz, sağlıklı
subjugate : bir halkı buyruğu altına almak, kontrolü altına almak, boyun eğdirmek
subsidy : sübvansiyon, devlet bütçesinde tahsisat, para yardımı
subtle : ince, hafif, hemen göze çarpmayan, meselenin ince taraflarını kavrayabilen, ince bir şekilde hazırlanmış, ince bir zekayı yansıtan plan
subversive : insanların güvenini sarsarak devleti çökerten veya yıkan
surpass : üstünlük açışından geçmek, geride bırakmak
surrender : teslimetmek, teslim olmak, -den feragat etmek, vermek, bırakmak, teslim, verme, terk
tackle : palanga, birini sıkıca yakalama, ele almak, çözmeye çalışmak, sıkıca yakalamak, tutmak
tantamount : ile aynı olmak, ile eşanlamlı olmak
temperament : miraç, huy, tabiat, yaradılış
temporarily : geçici, muvakkat
thrift : tutum, ekonomi, idera
timber : kereste, kalas, kadron, kiriş
tiresome : can sıkıcı, sıkıcı, bezdirici, bıktırıcı
tramp : kuvvetli adımlarla yürümek, ayak altında çiğnemek, yürümek, dolaşmak, berduş, sersiri, kopuk, sürtük, oruspu, rap rap yürüyüş
treasonable : vatana ihanet türünden
trigger : tetik, denklanşör, başlatmak, -e neden olmak, -e yol açmak, patlatmak, tetiği çekip silahı ateşlemek
tyrant : zorba, zalim, despot
ubiquitous : aynı zamanda her yerde bulunan
unreasonable : mantıksız, akılsız, makul olmayan, aşırı fahiş fiyat
upheaval : karışıklık, kargaşa, ayaklanma, devrim, büyük ve ani değişiklik
utensil : kap, alet
vacancy : boşluk, boş yer, otel pansiyon boş oda, boş kadro (memuriyet)
vacate : terketmek, boşaltmak, feshetmek
vandalize : vandallık
vigorous : kuvvetli, etkin, dinç, gayretli, enerjik
vindicate : haklı çıkarmak, temize çıkarmak, kanıtlamak
violent : sert, şiddetli, zorlu
vital : yaşamsal, hayati, yaşam için gerekli, canlı, dirimsel, çok önemli
vivacious : canlı, hayat dolu, neşeli, şen
vulgar : müstehçen, edebe aykırı, adi, bayağı, görgüsüz
warrant : gerekçe, haklı neden, yetki, garanti, teminat, kefalet, izin vermek, yetki vermek, mazur ggöstermek, haklı çıkarmak, desteklemek, gerekli kılmak, ruhsat vermek, garanti etmek, temin etmek, kefil olmak
willpower : irade, istenç
yearn : görmek için can atmak, yanıp tutuşmak, çok istemek