Skip to content

1034/YDS kelimeleri 227

  1. abdicate  : (bir haktan) vazgeçirmek, feragat etmek, (tacını ve tahtını) terketmek
  2. abduct  : (birini) kaçırmak
  3. abolition  : kaldırma, lağıv, ilga, fesih
  4. abominate  : nefret etmek, tiksinmek
  5. abridge  : kısaltmak, özetlemek
  6. abuse  : kötüye kullanma, yolsuzluk, suiistimal, acımasızca yerme, sövüp sayma, küfürler, sövgüler, (bedensel veya ruhsal) işkence
  7. accommodate  : barınmak, -İn –e yetecek kadar yeri olmak, almak, to –e uydurmak, sağlamak, iyilik etmek
  8. accusation  : suçlama
  9. advent  : geliş, varış
  10. akin  : benzer, yakın
  11. alien  : yabancı, ecnebi
  12. allegation  : iddia
  13. amicable  : arkadaşça, dostça
  14. annihilate  : yok etmek, imha etmek
  15. arable  : sürülüp ekilebilir, işlenebilir (toprak)
  16. arrogant  : küstah ve kibirli
  17. ascend  : çıkmak, yukarı çıkmak, (hükümdar) (tahta) çıkmak
  18. assemble  : toplamak, toplanmak, monte etmek
  19. avert  : başka tarafa çevirmek, yön değiştirmek, önlemek
  20. baffle  : şaşırtmak, engel olmak
  21. bequeath  : vasiyet etmek, miras olarak bırakmak
  22. blatant  : apaçık, yüzünden akan, gürültü yapan
  23. breach  : kırık, yarık, gedik, hukuk ihlal
  24. circumvent  : tekerine çomak sokmak, kösteklemek, atlatmak, kaçınmak
  25. cohesive  : yapışmış, birleşmiş, uyum sağlayan, fizik kohezif
  26. compete  : with ile rekabet etmek, ile boy ölçüşmek, for için yarışmak
  27. complement  : tamamlayıcı, dilbilgisi tümleç, tamamlamak
  28. confer  : bağışta bulunmak, ihsan etmek, vermek, danışmak, akıl sormak, görüşmek
  29. conquer  : fethetmek, zaptetmek, yenmek
  30. consensus  : fikir veya oybirliği
  31. conserve  : korumak, muhafaza etmek
  32. console  : avutmak, avundurmak, teselli etmek
  33. contentment  : memnuniyet, rahatlık, gönül hoşluğu
  34. craft  : zanaat, el sanatı, tekne, gemi, gemiler
  35. crawl  : sürülmek, emeklemek, dalkavukluk etmek, sürünme, emekleme
  36. cross  : çapraz işareti, haç, put, çarmıh, ıstavroz, çile, cefa, melez
  37. culprit  : suçlu, mücrim
  38. cynical  : kinik, sinik
  39. dairy  : mandıra, süthane, sütçü dükkanı
  40. dampen  : nemlendirmek, ıslatmak, nemlenmek, ıslanmak, (titreşimi) azaltmak, kırmak, kaçırmak
  41. daunt  : yıldırmak, gözünü korkutmak
  42. dazzle  : göz kamaştırmak
  43. debut  : başlangıç, (sahneye) ilk çıkış, bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi
  44. dedication  : adama, ithaf
  45. degradation  : aşağılık bir durum, itibarsızlık, aşağılaşma, rütbeyi indirme
  46. delude  : aldatmak, yanılmak
  47. demilitarize  : askerden arındırmak
  48. demoralize  : cesaretini kırmak, moralini bozmak, yıldırmak
  49. denounce  : (insane, fakir, davranış v.b.’nin) kötü veya zararlı taraflarını açığa vurmak, ihbar etmek, (anlaşmanın) kaldırılacağını duyurmak
  50. deplore  : -e çok üzülmek, -den acı duymak, -e yerinmek, -e yazıklanmak
  51. depose  : tahttan indirmek, görevden almak, azletmek, yeminli ifade vermek
  52. descriptive  : tnımlayıcı, betimsel
  53. destitute  : yoksul, muhtaç, fakir of –den yoksun
  54. detain  : alıkoymak, geciktirmek, gözaltına almak
  55. detonate  : patlamak, infilak etmek, patlatmak, infilak ettirmek
  56. devote  : to –e adamak, -e vakfetmek, -e ayırmak, -e hasretmek
  57. dignify  : onurlandırmak, şeref vermek, büyütmek, yüceltmek
  58. disdain  : küçük görme, tepeden bakma, hor görme, küçük görmek, tepeden bakmak, hor görmek
  59. dispatch  : gönderme, sevketme, (telegraf, faks) çekme, mesaj, rapor, öldürme, idam etme, acele, hız, (kurye, mektup) göndermek, (telegraf, faks) çekmek, sevketmek, göndermek, öldürmek, idam etmek, hızla bitirmek
  60. disperse  : dağıtmak, yaymak, dağılmak, fizik (ışınları) ayırmak
  61. distill  : damıtmak, imbikten çekmek, imbikten çekilmek
  62. distort  : biçimini bozmak, (yüzünü) çarpıtmak, çarpıtmak, gerçek anlamdan saptırmak, başka anlam vermek
  63. dreary  : kasvetli, sıkıcı
  64. elapse  : (zaman) geçmek, akmak
  65. elevate  : yükseltmek, kaldırmak, terfi ettirmek
  66. emanate  : from –den çıkmak, -den yayılmak, -den fışkırmak, -den akmak
  67. emancipate  : azat etmek, serbest bırakmak, özgürlüğüne kavuşturmak, from –den kurtarmak
  68. enact  : yasalaştırmak
  69. enforce  : uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek
  70. enlighten  : aydınlatmak, bilgilendirmek
  71. enrich  : zenginleştirmek, zengin etmek, zenginleştirmek, değerini artırmak
  72. entail  : gerektirmek
  73. equivocal  : kaçamaklı, iki anlama gelebilen
  74. erode  : aşındırmak, aşınmak
  75. erroneous  : yanlış, hatalı
  76. evade  : -den kurtulmak, (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak, (birinin sorusuna, birine) cevap vermekten kaçmak, (bir işte) yan çizmek
  77. exclude  : from –İn dışında bırakmak
  78. exemplify  : -e örnek olmak, -İ örnekle göstermek
  79. expenditure  : masraf, harcama, gider
  80. fabulous  : harika, super, çok güzel, enfes, inanılmaz, olağanüstü, efsanevi
  81. fatal  : öldürücü, ölümcül, vahim
  82. feasible  : mümkün, yapılabilir, uygulanabilir
  83. fidelity  : sadakat, vefa
  84. furious  : çok öfkeli, küplere binmiş, gözü dönmüş, şiddetli, sert
  85. futility  : boşuna olma, abes olma
  86. generosity  : cömertlik
  87. grade  : derece, rütbe, cins, sınıf, kalite, (ilk veya orta öğrenimde) sınıf, (öğretmenin öğrenciye verdiği) not, eğim, meyli, (sınav kağıdını veya ödevi okuyup) not vermek, derecelere ayırmak, tasnif etmek, tasviye etmek, düzlemek
  88. harass  : rahat vermemek, rahatsız etmek, taciz etmek, bizar etmek, tedirgin etmek, askeri aralıksız saldırılarla taciz etmek
  89. hectic  : heyecanlı, telaşlı
  90. hidden  : gizli, kapalı
  91. hilarious  : gürültülü ve neşeli
  92. illuminate  : aydınlatmak, ışıklandırmak, (kitap veya yazıyı) tezhip etmek, (birini veya bir konuyu) aydınlatmak
  93. immunize  : (against) (-e karşı) bağışık kılmak
  94. impart  : (to) (-e) bildirmek, söylemek, to –e vermek
  95. impede  : engellemek
  96. implement  : (taahhüt, plan v.b’ni) yerine getirmek, uygulamak, (yasa, karar v.b’ni) yürürlüğe koymak, alet, araç
  97. import  : ihlal etmek, ihlal malı, anlam, önem
  98. impress  : etkilemek, on/upon aklına sokmak, (damga) basmak
  99. inborn  : (birinin) tabiatında olan, doğuştan gelen, iris, kalıtsal
  100. income  : gelir, kazanç
  101. incur  : uğramak, mağruz kalmak, girmek, üstüne çekmek, uyandırmak
  102. indecisive  : kararsız, kesin olmayan
  103. indulgence  : düşkünlük, hoşgörü
  104. inept  : uygunsuz, yersiz, yakışıksız, beceriksiz, hünersiz
  105. infant  : bebek, küçük çocuk, küçük
  106. inferior  : (to) (-den) aşağı, adi, bayağı, düşük, (-e göre) değersiz, ikinci derecede
  107. informality  : teklifsizlik
  108. initiative  : insiyatif, girişim, teşebbüs
  109. inquisitive  : meraklı
  110. intensity  : kesinlik, şiddet, yoğunluk
  111. interdict  : yasak, yasaklamak, menemet
  112. interim  : aralık, ara, fasıla, geçici
  113. interpret  : yorumlamak, çevirmek, tercüme etmek, çevirmenlik yapmak
  114. intervention  : aracılık, karışma
  115. intimidate  : gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak, gözdağı vermek
  116. inundate  : su basmak, sel basmak, garketmek
  117. invoke  : (yardım, koruma v.b.’ni) istemek, (Allaha) yakarmak, yalvarmak, (ruh) çağırmak, başvurmak
  118. lenient  : yumuşak
  119. listless  : neşesiz, halsiz
  120. medium  : orta, çevre, ortam, araç, vasıta, orta, ortalama
  121. miserable  : çok kötü, berbat, çok mutsuz, insanı mutsuz eden, insanın keyfini kaçıran, aşağılık, çok kötü, alçakça (davranış), cüzi, çok az (bir miktar) sefil, sefalet çeken, sefalet kokan
  122. monitor  : bilgisayar, televizyon monitor, sınıf başkanı, izleme veya gözleme sistemi
  123. naughty  : yaramaz, haylaz, açık saçık
  124. novice  : acemi, toy, çırak, rahip veya rahibe adayı, kiliseye yeni giren kimse
  125. nurture  : besleyen şey, gıda, terbiye, yetişme, eğitim, beslemek, yetiştirmek, eğitmek
  126. optimistic  : iyimser
  127. ordeal  : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
  128. outcry  : haykırış, bağrış, çığlık, pretosto
  129. output  : ticaret üretim, ürün, çıktı, makine, fizik çıktı, bilgisayar çıkış, çıktı, randıman, verim
  130. outset  : başlangıç
  131. overtake  : yetişmek, yakalamak, ingiliz ingilizcesi (taşıtı) sollamak, geçmek, birden karşısına çıkmak
  132. overturn  : devirmek, altüst etmek, bozmak
  133. partial  : kısmi, kısmen etkili, taraf tutan, tarafgir, to –e meyilli
  134. patriot  :  yurtsever, vatansever, ulussever
  135. penetrate  : girmek, içine işlemek, nüfuz etmek, etkilemek, delip geçmek, anlamak, sokulmak, içeriye sızmak
  136. perform  : yapmak, yerine getirmek, tiyatro oynamak, rolünü yapmak, canlandırmak, müzik çalmak
  137. persistence  : ısrar, inat, devam etme, sürüp gitme
  138. pervade  : istila etmek, kaplamak, yayılmak, sarmak, bürümek
  139. plantation  : plantasyon
  140. plausible  : akla yakın, makul
  141. plunder  : yağmalamak, yağma etme, yağma
  142. populous  : yoğun nüfuslu, kalabalık
  143. portray  : resmetmek, resmini yapmak, betimlemek, tanımlamak
  144. predecessor  : öncel, selef, ata, cet
  145. premium  : prim, ödül, ikramiye, sigorta primi, ticaret acyo, prim
  146. profess  : itiraf etmek, açıkça söylemek, ilan etmek, iddia etmek, savlamak, taslamak, (inancını) ikrar etmek, açıkça söylemek
  147. profound  : derin, büyük
  148. prominence  : ün, göze çarpan şey, çıkıntı, burun
  149. prosecute  : sürdürmek, -e devam etmek, hukuk aleyhine dava açmak
  150. quest  : arama, araştırma, for –İ aramak, -İ araştırmak
  151. raid  : baskın, polis baskını, akın, baskın yapmak, akın etmek
  152. ransom  : fidye, kurtulmalık, fidye ile kurtarmak
  153. ratify  : onaylamak, tasdik etmek
  154. ravage  : yakıp yıkmak, kasıp kavurmak
  155. raw  : çiğ, pişmemiş, ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş, olgunlaşmamış, soğuk, acemi, toy, tecrübesiz
  156. rear  : arka, geri, kıç, arkadaki, arka,  geri
  157. recede  : geri çekilmek
  158. reciprocal  : karşılıklı, iki taraflı
  159. reckless  : dünyayı umursamayan, pervasız, gözü kara, dikkatsiz, aldırışsız, kayıtsız
  160. referee  : hakem
  161. repulsive  : iğrenç, tiksindirici, itici
  162. reservation  : yer ayırtma,  rezervasyon, tereddüt, kuşku, şüphe, hukuk ihtiraz kaydı, kızılderililer için ayrılmış arazi
  163. retard  : geciktirmek, yavaşlatmak
  164. retention  : alıkoyma, tutma, kaybetmeme, hatırda tutma, ücretle tutma(danışman)
  165. revenge  : …den öç almak, intikam almak
  166. revenue  : gelir, devletin geliri
  167. revoke  : geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek
  168. roam  : dolaşmak, gezinmek
  169. rumor  : söylenti, dedikodu
  170. rust  : pas, pas rengi, paslanmak, paslandırmak
  171. ruthless  : merhametsiz, acımasız, insafsız
  172. sarcastic  : iğneleyici, alaycı
  173. scant  : az, kıt, dar, yetersiz, sınırlı
  174. scent  : kokusunu almak, sezmek, güzel koku saçmak, koklayarak izini aramak, koklayarak bulmak
  175. scornful  : küçümseyen
  176. scrutiny  : dikkatle bakma, inceleme
  177. seduce  : ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, iğfal etmek
  178. sentimental  : duygusal
  179. serene  : sakin, yüce
  180. shallow  : sığ, yüzeysel, derine inmeyen, basit, sığlık
  181. shortcoming  : kusur, eksik, noksan
  182. soak  : suya batırmak, suda bırakmak, ıslatmak, suya girmek, suda kalmak, sırılsıklam olmak, birini kazıklamak(konuşma dili)
  183. soar  : bir yer üzerinde yükselmek
  184. solace  : teselli etmek
  185. somber  : kasvetli, çok ciddi, ağırbaşlı
  186. soothe  : sakinleştirmek, yatıştırmak, teselli etmek, ağrıyı hafifletmek, rahatlatmak
  187. spark  : kıvılcım, kıvılcım saçmak, (off ile)-e neden olmak, birini bir şeye teşvik etmek
  188. sparkle  : pırıldamak, şarabın köpürmesi
  189. sparse  : seyrek
  190. stamina  : dayanma gücü
  191. startle  : irkiltmek
  192. steep  : dik, sarp, yüksek fiyat
  193. stiff  : katı, sert, kaskatı, gergin, koyu bir kıvamda, zor, güç, resmi soğuk davranış, ceset
  194. sturdy  : sağlam, dayanıklı, gürbüz, sağlıklı
  195. subjugate  : bir halkı buyruğu altına almak, kontrolü altına almak, boyun eğdirmek
  196. subsidy  : sübvansiyon, devlet bütçesinde tahsisat, para yardımı
  197. subtle  : ince, hafif, hemen göze çarpmayan, meselenin ince taraflarını kavrayabilen, ince bir şekilde hazırlanmış, ince bir zekayı yansıtan plan
  198. subversive  : insanların güvenini sarsarak devleti çökerten veya yıkan
  199. surpass  : üstünlük açışından geçmek, geride bırakmak
  200. surrender  : teslimetmek, teslim olmak, -den feragat etmek, vermek, bırakmak, teslim, verme, terk
  201. tackle  : palanga, birini sıkıca yakalama, ele almak, çözmeye çalışmak, sıkıca yakalamak, tutmak
  202. tantamount  : ile aynı olmak, ile eşanlamlı olmak
  203. temperament  : miraç, huy, tabiat, yaradılış
  204. temporarily  : geçici, muvakkat
  205. thrift  : tutum, ekonomi, idera
  206. timber  : kereste, kalas, kadron, kiriş
  207. tiresome  : can sıkıcı, sıkıcı, bezdirici, bıktırıcı
  208. tramp  : kuvvetli adımlarla yürümek, ayak altında çiğnemek, yürümek, dolaşmak, berduş, sersiri, kopuk, sürtük, oruspu, rap rap yürüyüş
  209. treasonable  : vatana ihanet türünden
  210. trigger  : tetik, denklanşör, başlatmak, -e neden olmak, -e yol açmak, patlatmak, tetiği çekip silahı ateşlemek
  211. tyrant  : zorba, zalim, despot
  212. ubiquitous  : aynı zamanda her yerde bulunan
  213. unreasonable  : mantıksız, akılsız, makul olmayan, aşırı fahiş fiyat
  214. upheaval  : karışıklık, kargaşa, ayaklanma, devrim, büyük ve ani değişiklik
  215. utensil  : kap, alet
  216. vacancy  : boşluk, boş yer, otel pansiyon boş oda, boş kadro (memuriyet)
  217. vacate  : terketmek, boşaltmak, feshetmek
  218. vandalize  : vandallık
  219. vigorous  : kuvvetli, etkin, dinç, gayretli, enerjik
  220. vindicate  : haklı çıkarmak, temize çıkarmak, kanıtlamak
  221. violent  : sert, şiddetli, zorlu
  222. vital  : yaşamsal, hayati, yaşam için gerekli, canlı, dirimsel, çok önemli
  223. vivacious  : canlı, hayat dolu, neşeli, şen
  224. vulgar  : müstehçen, edebe aykırı, adi, bayağı, görgüsüz
  225. warrant  : gerekçe, haklı neden, yetki, garanti, teminat, kefalet, izin vermek, yetki vermek, mazur ggöstermek, haklı çıkarmak, desteklemek, gerekli kılmak, ruhsat vermek, garanti etmek, temin etmek, kefil olmak
  226. willpower  : irade, istenç
  227. yearn  : görmek için can atmak, yanıp tutuşmak, çok istemek

Yorum yazabilirsiniz