1034/YDS kelimeleri 227
- abdicate : (bir haktan) vazgeçirmek, feragat etmek, (tacını ve tahtını) terketmek
- abduct : (birini) kaçırmak
- abolition : kaldırma, lağıv, ilga, fesih
- abominate : nefret etmek, tiksinmek
- abridge : kısaltmak, özetlemek
- abuse : kötüye kullanma, yolsuzluk, suiistimal, acımasızca yerme, sövüp sayma, küfürler, sövgüler, (bedensel veya ruhsal) işkence
- accommodate : barınmak, -İn –e yetecek kadar yeri olmak, almak, to –e uydurmak, sağlamak, iyilik etmek
- accusation : suçlama
- advent : geliş, varış
- akin : benzer, yakın
- alien : yabancı, ecnebi
- allegation : iddia
- amicable : arkadaşça, dostça
- annihilate : yok etmek, imha etmek
- arable : sürülüp ekilebilir, işlenebilir (toprak)
- arrogant : küstah ve kibirli
- ascend : çıkmak, yukarı çıkmak, (hükümdar) (tahta) çıkmak
- assemble : toplamak, toplanmak, monte etmek
- avert : başka tarafa çevirmek, yön değiştirmek, önlemek
- baffle : şaşırtmak, engel olmak
- bequeath : vasiyet etmek, miras olarak bırakmak
- blatant : apaçık, yüzünden akan, gürültü yapan
- breach : kırık, yarık, gedik, hukuk ihlal
- circumvent : tekerine çomak sokmak, kösteklemek, atlatmak, kaçınmak
- cohesive : yapışmış, birleşmiş, uyum sağlayan, fizik kohezif
- compete : with ile rekabet etmek, ile boy ölçüşmek, for için yarışmak
- complement : tamamlayıcı, dilbilgisi tümleç, tamamlamak
- confer : bağışta bulunmak, ihsan etmek, vermek, danışmak, akıl sormak, görüşmek
- conquer : fethetmek, zaptetmek, yenmek
- consensus : fikir veya oybirliği
- conserve : korumak, muhafaza etmek
- console : avutmak, avundurmak, teselli etmek
- contentment : memnuniyet, rahatlık, gönül hoşluğu
- craft : zanaat, el sanatı, tekne, gemi, gemiler
- crawl : sürülmek, emeklemek, dalkavukluk etmek, sürünme, emekleme
- cross : çapraz işareti, haç, put, çarmıh, ıstavroz, çile, cefa, melez
- culprit : suçlu, mücrim
- cynical : kinik, sinik
- dairy : mandıra, süthane, sütçü dükkanı
- dampen : nemlendirmek, ıslatmak, nemlenmek, ıslanmak, (titreşimi) azaltmak, kırmak, kaçırmak
- daunt : yıldırmak, gözünü korkutmak
- dazzle : göz kamaştırmak
- debut : başlangıç, (sahneye) ilk çıkış, bir genç kızın sosyeteye ilk defa takdimi
- dedication : adama, ithaf
- degradation : aşağılık bir durum, itibarsızlık, aşağılaşma, rütbeyi indirme
- delude : aldatmak, yanılmak
- demilitarize : askerden arındırmak
- demoralize : cesaretini kırmak, moralini bozmak, yıldırmak
- denounce : (insane, fakir, davranış v.b.’nin) kötü veya zararlı taraflarını açığa vurmak, ihbar etmek, (anlaşmanın) kaldırılacağını duyurmak
- deplore : -e çok üzülmek, -den acı duymak, -e yerinmek, -e yazıklanmak
- depose : tahttan indirmek, görevden almak, azletmek, yeminli ifade vermek
- descriptive : tnımlayıcı, betimsel
- destitute : yoksul, muhtaç, fakir of –den yoksun
- detain : alıkoymak, geciktirmek, gözaltına almak
- detonate : patlamak, infilak etmek, patlatmak, infilak ettirmek
- devote : to –e adamak, -e vakfetmek, -e ayırmak, -e hasretmek
- dignify : onurlandırmak, şeref vermek, büyütmek, yüceltmek
- disdain : küçük görme, tepeden bakma, hor görme, küçük görmek, tepeden bakmak, hor görmek
- dispatch : gönderme, sevketme, (telegraf, faks) çekme, mesaj, rapor, öldürme, idam etme, acele, hız, (kurye, mektup) göndermek, (telegraf, faks) çekmek, sevketmek, göndermek, öldürmek, idam etmek, hızla bitirmek
- disperse : dağıtmak, yaymak, dağılmak, fizik (ışınları) ayırmak
- distill : damıtmak, imbikten çekmek, imbikten çekilmek
- distort : biçimini bozmak, (yüzünü) çarpıtmak, çarpıtmak, gerçek anlamdan saptırmak, başka anlam vermek
- dreary : kasvetli, sıkıcı
- elapse : (zaman) geçmek, akmak
- elevate : yükseltmek, kaldırmak, terfi ettirmek
- emanate : from –den çıkmak, -den yayılmak, -den fışkırmak, -den akmak
- emancipate : azat etmek, serbest bırakmak, özgürlüğüne kavuşturmak, from –den kurtarmak
- enact : yasalaştırmak
- enforce : uygulamak, tatbik etmek, yerine getirmek
- enlighten : aydınlatmak, bilgilendirmek
- enrich : zenginleştirmek, zengin etmek, zenginleştirmek, değerini artırmak
- entail : gerektirmek
- equivocal : kaçamaklı, iki anlama gelebilen
- erode : aşındırmak, aşınmak
- erroneous : yanlış, hatalı
- evade : -den kurtulmak, (bir bahaneyle) kendini (bir yükümlülükten) kurtarmak, (birinin sorusuna, birine) cevap vermekten kaçmak, (bir işte) yan çizmek
- exclude : from –İn dışında bırakmak
- exemplify : -e örnek olmak, -İ örnekle göstermek
- expenditure : masraf, harcama, gider
- fabulous : harika, super, çok güzel, enfes, inanılmaz, olağanüstü, efsanevi
- fatal : öldürücü, ölümcül, vahim
- feasible : mümkün, yapılabilir, uygulanabilir
- fidelity : sadakat, vefa
- furious : çok öfkeli, küplere binmiş, gözü dönmüş, şiddetli, sert
- futility : boşuna olma, abes olma
- generosity : cömertlik
- grade : derece, rütbe, cins, sınıf, kalite, (ilk veya orta öğrenimde) sınıf, (öğretmenin öğrenciye verdiği) not, eğim, meyli, (sınav kağıdını veya ödevi okuyup) not vermek, derecelere ayırmak, tasnif etmek, tasviye etmek, düzlemek
- harass : rahat vermemek, rahatsız etmek, taciz etmek, bizar etmek, tedirgin etmek, askeri aralıksız saldırılarla taciz etmek
- hectic : heyecanlı, telaşlı
- hidden : gizli, kapalı
- hilarious : gürültülü ve neşeli
- illuminate : aydınlatmak, ışıklandırmak, (kitap veya yazıyı) tezhip etmek, (birini veya bir konuyu) aydınlatmak
- immunize : (against) (-e karşı) bağışık kılmak
- impart : (to) (-e) bildirmek, söylemek, to –e vermek
- impede : engellemek
- implement : (taahhüt, plan v.b’ni) yerine getirmek, uygulamak, (yasa, karar v.b’ni) yürürlüğe koymak, alet, araç
- import : ihlal etmek, ihlal malı, anlam, önem
- impress : etkilemek, on/upon aklına sokmak, (damga) basmak
- inborn : (birinin) tabiatında olan, doğuştan gelen, iris, kalıtsal
- income : gelir, kazanç
- incur : uğramak, mağruz kalmak, girmek, üstüne çekmek, uyandırmak
- indecisive : kararsız, kesin olmayan
- indulgence : düşkünlük, hoşgörü
- inept : uygunsuz, yersiz, yakışıksız, beceriksiz, hünersiz
- infant : bebek, küçük çocuk, küçük
- inferior : (to) (-den) aşağı, adi, bayağı, düşük, (-e göre) değersiz, ikinci derecede
- informality : teklifsizlik
- initiative : insiyatif, girişim, teşebbüs
- inquisitive : meraklı
- intensity : kesinlik, şiddet, yoğunluk
- interdict : yasak, yasaklamak, menemet
- interim : aralık, ara, fasıla, geçici
- interpret : yorumlamak, çevirmek, tercüme etmek, çevirmenlik yapmak
- intervention : aracılık, karışma
- intimidate : gözünü korkutmak, sindirmek, yıldırmak, gözdağı vermek
- inundate : su basmak, sel basmak, garketmek
- invoke : (yardım, koruma v.b.’ni) istemek, (Allaha) yakarmak, yalvarmak, (ruh) çağırmak, başvurmak
- lenient : yumuşak
- listless : neşesiz, halsiz
- medium : orta, çevre, ortam, araç, vasıta, orta, ortalama
- miserable : çok kötü, berbat, çok mutsuz, insanı mutsuz eden, insanın keyfini kaçıran, aşağılık, çok kötü, alçakça (davranış), cüzi, çok az (bir miktar) sefil, sefalet çeken, sefalet kokan
- monitor : bilgisayar, televizyon monitor, sınıf başkanı, izleme veya gözleme sistemi
- naughty : yaramaz, haylaz, açık saçık
- novice : acemi, toy, çırak, rahip veya rahibe adayı, kiliseye yeni giren kimse
- nurture : besleyen şey, gıda, terbiye, yetişme, eğitim, beslemek, yetiştirmek, eğitmek
- optimistic : iyimser
- ordeal : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
- outcry : haykırış, bağrış, çığlık, pretosto
- output : ticaret üretim, ürün, çıktı, makine, fizik çıktı, bilgisayar çıkış, çıktı, randıman, verim
- outset : başlangıç
- overtake : yetişmek, yakalamak, ingiliz ingilizcesi (taşıtı) sollamak, geçmek, birden karşısına çıkmak
- overturn : devirmek, altüst etmek, bozmak
- partial : kısmi, kısmen etkili, taraf tutan, tarafgir, to –e meyilli
- patriot : yurtsever, vatansever, ulussever
- penetrate : girmek, içine işlemek, nüfuz etmek, etkilemek, delip geçmek, anlamak, sokulmak, içeriye sızmak
- perform : yapmak, yerine getirmek, tiyatro oynamak, rolünü yapmak, canlandırmak, müzik çalmak
- persistence : ısrar, inat, devam etme, sürüp gitme
- pervade : istila etmek, kaplamak, yayılmak, sarmak, bürümek
- plantation : plantasyon
- plausible : akla yakın, makul
- plunder : yağmalamak, yağma etme, yağma
- populous : yoğun nüfuslu, kalabalık
- portray : resmetmek, resmini yapmak, betimlemek, tanımlamak
- predecessor : öncel, selef, ata, cet
- premium : prim, ödül, ikramiye, sigorta primi, ticaret acyo, prim
- profess : itiraf etmek, açıkça söylemek, ilan etmek, iddia etmek, savlamak, taslamak, (inancını) ikrar etmek, açıkça söylemek
- profound : derin, büyük
- prominence : ün, göze çarpan şey, çıkıntı, burun
- prosecute : sürdürmek, -e devam etmek, hukuk aleyhine dava açmak
- quest : arama, araştırma, for –İ aramak, -İ araştırmak
- raid : baskın, polis baskını, akın, baskın yapmak, akın etmek
- ransom : fidye, kurtulmalık, fidye ile kurtarmak
- ratify : onaylamak, tasdik etmek
- ravage : yakıp yıkmak, kasıp kavurmak
- raw : çiğ, pişmemiş, ham, işlenmemiş, terbiye edilmemiş, olgunlaşmamış, soğuk, acemi, toy, tecrübesiz
- rear : arka, geri, kıç, arkadaki, arka, geri
- recede : geri çekilmek
- reciprocal : karşılıklı, iki taraflı
- reckless : dünyayı umursamayan, pervasız, gözü kara, dikkatsiz, aldırışsız, kayıtsız
- referee : hakem
- repulsive : iğrenç, tiksindirici, itici
- reservation : yer ayırtma, rezervasyon, tereddüt, kuşku, şüphe, hukuk ihtiraz kaydı, kızılderililer için ayrılmış arazi
- retard : geciktirmek, yavaşlatmak
- retention : alıkoyma, tutma, kaybetmeme, hatırda tutma, ücretle tutma(danışman)
- revenge : …den öç almak, intikam almak
- revenue : gelir, devletin geliri
- revoke : geri almak, hükümsüz kılmak, feshetmek
- roam : dolaşmak, gezinmek
- rumor : söylenti, dedikodu
- rust : pas, pas rengi, paslanmak, paslandırmak
- ruthless : merhametsiz, acımasız, insafsız
- sarcastic : iğneleyici, alaycı
- scant : az, kıt, dar, yetersiz, sınırlı
- scent : kokusunu almak, sezmek, güzel koku saçmak, koklayarak izini aramak, koklayarak bulmak
- scornful : küçümseyen
- scrutiny : dikkatle bakma, inceleme
- seduce : ayartmak, azdırmak, baştan çıkarmak, iğfal etmek
- sentimental : duygusal
- serene : sakin, yüce
- shallow : sığ, yüzeysel, derine inmeyen, basit, sığlık
- shortcoming : kusur, eksik, noksan
- soak : suya batırmak, suda bırakmak, ıslatmak, suya girmek, suda kalmak, sırılsıklam olmak, birini kazıklamak(konuşma dili)
- soar : bir yer üzerinde yükselmek
- solace : teselli etmek
- somber : kasvetli, çok ciddi, ağırbaşlı
- soothe : sakinleştirmek, yatıştırmak, teselli etmek, ağrıyı hafifletmek, rahatlatmak
- spark : kıvılcım, kıvılcım saçmak, (off ile)-e neden olmak, birini bir şeye teşvik etmek
- sparkle : pırıldamak, şarabın köpürmesi
- sparse : seyrek
- stamina : dayanma gücü
- startle : irkiltmek
- steep : dik, sarp, yüksek fiyat
- stiff : katı, sert, kaskatı, gergin, koyu bir kıvamda, zor, güç, resmi soğuk davranış, ceset
- sturdy : sağlam, dayanıklı, gürbüz, sağlıklı
- subjugate : bir halkı buyruğu altına almak, kontrolü altına almak, boyun eğdirmek
- subsidy : sübvansiyon, devlet bütçesinde tahsisat, para yardımı
- subtle : ince, hafif, hemen göze çarpmayan, meselenin ince taraflarını kavrayabilen, ince bir şekilde hazırlanmış, ince bir zekayı yansıtan plan
- subversive : insanların güvenini sarsarak devleti çökerten veya yıkan
- surpass : üstünlük açışından geçmek, geride bırakmak
- surrender : teslimetmek, teslim olmak, -den feragat etmek, vermek, bırakmak, teslim, verme, terk
- tackle : palanga, birini sıkıca yakalama, ele almak, çözmeye çalışmak, sıkıca yakalamak, tutmak
- tantamount : ile aynı olmak, ile eşanlamlı olmak
- temperament : miraç, huy, tabiat, yaradılış
- temporarily : geçici, muvakkat
- thrift : tutum, ekonomi, idera
- timber : kereste, kalas, kadron, kiriş
- tiresome : can sıkıcı, sıkıcı, bezdirici, bıktırıcı
- tramp : kuvvetli adımlarla yürümek, ayak altında çiğnemek, yürümek, dolaşmak, berduş, sersiri, kopuk, sürtük, oruspu, rap rap yürüyüş
- treasonable : vatana ihanet türünden
- trigger : tetik, denklanşör, başlatmak, -e neden olmak, -e yol açmak, patlatmak, tetiği çekip silahı ateşlemek
- tyrant : zorba, zalim, despot
- ubiquitous : aynı zamanda her yerde bulunan
- unreasonable : mantıksız, akılsız, makul olmayan, aşırı fahiş fiyat
- upheaval : karışıklık, kargaşa, ayaklanma, devrim, büyük ve ani değişiklik
- utensil : kap, alet
- vacancy : boşluk, boş yer, otel pansiyon boş oda, boş kadro (memuriyet)
- vacate : terketmek, boşaltmak, feshetmek
- vandalize : vandallık
- vigorous : kuvvetli, etkin, dinç, gayretli, enerjik
- vindicate : haklı çıkarmak, temize çıkarmak, kanıtlamak
- violent : sert, şiddetli, zorlu
- vital : yaşamsal, hayati, yaşam için gerekli, canlı, dirimsel, çok önemli
- vivacious : canlı, hayat dolu, neşeli, şen
- vulgar : müstehçen, edebe aykırı, adi, bayağı, görgüsüz
- warrant : gerekçe, haklı neden, yetki, garanti, teminat, kefalet, izin vermek, yetki vermek, mazur ggöstermek, haklı çıkarmak, desteklemek, gerekli kılmak, ruhsat vermek, garanti etmek, temin etmek, kefil olmak
- willpower : irade, istenç
- yearn : görmek için can atmak, yanıp tutuşmak, çok istemek