Skip to content

1035/YDS kelimeleri 246

  1. abdicate  : vazgeçmek, feragat etmek, tahtını terketmek
  2. abstract  : soyut
  3. aggravate  : kötüleştirmek, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek, kızdırmak
  4. agitation  : çalkalama, ajitasyon, heyecan, sallama
  5. agrarian : tarımsal, tarıma ilişkin
  6. alienate  : soğutmak, uzaklaştırmak
  7. allegation  : iddia
  8. alleviate  : hafifleme, yatışma, azalma
  9. allocate  : ayırmak, tahsis etmek
  10. allusion  : dokundurma, ima, kinaye
  11. aloof  : soğuk, uzak duran, uzak, uzakta
  12. ambitious  : bir şeyi başarma veya elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan, büyük bir amacın ürünü olan
  13. amiable  : cana yakın sevimli
  14. articulation  : açık bir şekilde dile getirme, net telaffuz, eklem, boğum, oynak
  15. asset  : mal, kıymetli şey, erdem, beceri
  16. assimilation  : asimilasyon
  17. authentic  : hakiki, gerçek, otantik, güvenilir
  18. awkward  : beceriksiz, hantal, sakar, kullanılması zor, uygunsuz, münasebetsiz
  19. baffle  : şaşırtmak, engel olmak
  20. benevolent  : yardım sever, cömert, kar gayesi gütmeyen, iyi, hayırlı
  21. bestow  : -e vermek, ihsan etmek
  22. bewilder  : şaşırtmak
  23. brutal  : vahşi, yabani, merhametsiz
  24. capitulate  : teslim olmak, sılahları bırakmak
  25. caption  : manşet, başlık
  26. cheat  : dolandırmak, aldatmak, kopya çekmek, dolandırıcı, üç kağıtçı
  27. chic  : şık, şıklık
  28. climax  : doruk, zirve, doruk noktası, orgasm
  29. commune  : sohbet etmek, söyleşmek
  30. compensate  : tazmin etmek, bedelini ödemek, karşılamak
  31. compensation  : tazminat, bedel, karşılık, karşılama, telafi
  32. concede  : Kabul etmek, itiraf etmek, teslim etmek, vermek, bırakmak
  33. conceivable  : akla yatkın, olası
  34. conception  : gebe kalma, başlangıç, kavram, düşünce, fakir, görüş
  35. conceptual  : kavramsal
  36. concessions  : Kabul, itiraf, teslim, imtiyaz, ayrıcalık hakkı
  37. conciliate  : gönüllü almak, yatıştırmak, uzlaştırmak
  38. condolence  : başsağlığı, taziye
  39. conjure  : büyü yoluyla (ruh ) çağırmak
  40. consolidate  : pekiştirme, takviye etmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, birleştirmek, birleşmek
  41. contingent  : -e bağlı, şans eseri olan umulmadık, birlik, grup
  42. controversy  : tartışma, çekişme, anlaşmazlık
  43. conventional  : geleneksel, beylik, basma kalıp, sıradan
  44. converse  : (with) konuşmak, sohbet etmek
  45. convey  :  taşımak, götürmek, iletmek, nakletmek, bildirmek
  46. convict  : mahkum, hükümlü
  47. corporate  : ortak, kolektif, şirketleştirilmiş, birleşik, birleşmiş
  48. crave  : çok istemek, -e gitmek, -e can atmak, rica etmek
  49. credulous  : saf, herşeye inanan
  50. cuisine  : yemek pişirme sanatı, ahçılık, mutfak
  51. culminate  : (in) ile sonuçlanmak, ile sona ermek, ile son bulmak, en yüksek noktaya varmak, doruğuna yükselmek
  52. daze  : sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek, sersemlik
  53. deceive  : aldatmak
  54. dedicate  : adamak, vakfetmek, ithaf etmek
  55. delinquent  : suçlu, suç işleyen, ödenmemiş borç, borçlarını ödememiş
  56. delusion  : aldanma, yanılma
  57. depict  : resmetmek, resmini çizmek, betimlemek, anlatmak
  58. deplore  : -e çok üzülmek, -den acı çekmek, -e yerinmek, -e yazıklanmak
  59. deploy  : plana gore yerleştirmek, mevzilenmek
  60. descend  : inmek, alçalmak, çökmek, (from) in soyundan gelmek, on inip –e saldırmak, -e sökün etmek, bastırmak
  61. detect  : sezmek, farketmek, bulmak, keşfetmek
  62. deter  : (from) –den vazgeçirmek, -den caydırmak
  63. devour  : hırsla yiyip yutmak, silip süpürmek, bitirmek yok etmek, mahvetmek
  64. dignify  : onurlandırmak, şeref vermek, büyütmek, yüceltmek
  65. dilute  : sulandırmak, su katmak, hafifletmek
  66. discern  : ayırt etmek, sezmek, görmek, farkına varmak
  67. discord  : uyuşmazlık, anlaşmazlık, akortsuzluk
  68. disguise  : (as) …olarak kılık değiştirmek, gizlemek, saklamak, tanınmamak için giyilen kıyafet
  69. disorderly  : düzensiz, intizamsız, bağırıp çağırarak başkalarının huzurunu kaçıran
  70. diverse  : çeşitli, farklı, değişik
  71. dread  : çok korkmak, korku, dehşet, korku nedeni
  72. dull  : kalın kafalı, anlayışsız, kesmez bıçak, donuk renk, sıkıcı kasvetli, sersemlemek, körletmek, donuklaştırmak, duygusuzlaştırmak, ağrıyı hafifletmek
  73. elaborate  : çok ayrıntılı ve çok iş isteyen, karmaşık, girift
  74. endemic  : (in) bir yer veya halka özğü,
  75. enhance  : fiyat artırmak, yükseltmek
  76. entail  : gerektirmek
  77. envisage  : kafasında canlandırmak, tasavvur etmek
  78. epidemic  : salgın, salgınlaşmış
  79. episode  : olaylar zincirinde olay, dizilerde bölüm
  80. equip  : donatmak
  81. equivocal  : kaçamaklı, iki anlama gelen
  82. errand  : ayak işi
  83. ethereal  : göksel, semavi
  84. evacuation  : insanları biryerden bir yere alma, bağırsaklarda boşaltma, boşaltım
  85. evasive  : kaçamaklı, cevap vermekten kaçınan, yan çizen
  86. exceed  : geçmek, aşmak
  87. exempt  : muaf tutmak, -den muaf olmak
  88. exert  : güç kullanmak, sarfetmek
  89. expend  : sarfetmek, harcamak
  90. explicitly  : açıkça, açık bir şekilde
  91. exploit  : kahramanlık, kahramanca davranış
  92. explore  : keşifte bulunmak amacıyla dolaşmak, bir konuyu araştırmak, incelemek
  93. fallacy  : yanlış düşünce veya inanış, yanıltmaca, safsata, mantık kurallarına aykırı sav
  94. fatality  : kaza sonucu olan ölüm, öldürücülük, ölümcüllük
  95. feasible  : mümkün, yapılabilir, uygulanabilir
  96. feast  : ziyafet, yortu, hırıstyan bayramı, doyasıya yemek, ziyafet vermek
  97. feud  : uzun süren düşmanlık, kan davası, ihtilaflı olmak, kavga etmek
  98. fidelity  : sadakat, vefa
  99. forthcoming  : gelecek, önümüzdeki
  100. foster  : beslemek, bakmak, büyütmek
  101. furious  : çok öfkeli, küplere binmiş, gözü dönmüş, şiddetli, sert
  102. generate  : oluşturmak, doğurmak, üretmek
  103. glamour  : romantic bir çekicilik
  104. gorgeous  : çok güzel, tatlı, hoş, harika
  105. gracious  : kibar, ince, hoş, harika
  106. grasp  : sıkı tutmak, kavramak, yakalamak, anlamak, anlayış, pençe
  107. grieve  : büyük bir üzüntü içinde olmak, acı vermek
  108. hamper  : kapaklı büyük sepet
  109. illicit  : yasa dışı, haram, caiz olmayan
  110. illiterate  : okumamış kara cahil, okuma yazma bilmeyen
  111. impair  : bozmak, zarar vermek
  112. impede  : engellemek
  113. implore  : yalvarmak
  114. impostor  : sahtekar, dolandırıcı
  115. inaccurate  : yanlış, kusurlu, hatalı
  116. incur  : uğramak, maruz kalmak, girmek, üstüne çekmek, uyandırmak
  117. indecent  : yakışıksız, edepsiz, kaba, töreye aykırı
  118. indignant  : kızgın, öfkeli
  119. indulge  : sakınılması gerekilen bir şeye teslim olmak, isteklerini yerine getirmek, sımartmak, yüz vermek
  120. infect  : bulaştırmak, geçirmek
  121. ingenious  : hünerli, usta, usta işi
  122. initial  : baştaki, birinci, ilk, kelimenin ilk harfi, kısa imza atmak
  123. inmate  : akıl hastenesindeki kimse, sakin, başkası ile aynı evde outran kimse
  124. insane  : deli, çıldırmış, delice, anlamsız
  125. instinctive  : iç güdüsel
  126. intact  : bozulmamış, dokunulmamış, el sürülmemiş, sağlam, eksiksiz
  127. intermingle  : sonsuz, bitmez tükenmez
  128. intricate  : karışık, çarpraşık, girişik
  129. inverse  : ters, aksi, ters sonuç
  130. invert  : tersine çevirmek, tersyüz etmek, sırasını değiştirmek
  131. invoke  : allaha yalvarmak, ruh çağırmak, başvurmak, yardım istemek
  132. irresistible  : karşı konulmaz, dayanılmaz, çok çekici
  133. jealous  : kıskanç
  134. keenness  : keskinlik, şiddet, düşkünlük, merak, zeka, akıllılık
  135. lick  : yalamak, alev gibi yalayıp geçmek, argoda dayak atmak, yenmek
  136. linger  : girmesi gerektiği halede gitmemek, ayrılmamak, kolay kolay geçmemek
  137. manuscript  : yazma, el yazması, müsvedde
  138. menace  : tehdit, gözdağı, gözdağı vermek, tehdit etmek
  139. merit  : değer, erdem, fazilet, layık olmak, -e değmek
  140. misconduct  : yetkisini kötüye kullanmak, zina, ahlaksızca davranma
  141. moralize  : ahlaki yönlerini açıklamak, -den ahlak dersi çıkarmak, ahlakını düzeltmek
  142. mournful  : kederli, üzgün, yaslı, acıklı, dokunaklı
  143. negotiation  : görüşme, ciro etmek, senet kırdırma, engel aşma
  144. obdurate  : inatçı, boyun eğmez, dik başlı, sert, katı, kırıcı
  145. offset  : karşılamak, dengelemek, offset baskı
  146. onset  : saldırı, hücum, başlama, başlangıç
  147. oppression  : baskı, eziyet, zulüm, sıkıntı, ağırlık
  148. ordeal  : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
  149. overt  : açık olarak yapılan, açıktan açığa, ortada olan
  150. paralytic  : felçli, inmeli, felçli kimse
  151. parole  : şartlı tahliye, söz namus sözü, şeref sözü
  152. permeate  : nüfus etmek, içine işlemek
  153. pirate  : korsan, korsan gemisi
  154. precede  : -den önde olmak, -den once gelmek
  155. predicament  : kötü durum, bela, hal, vaziyet
  156. perquisite  : ikramiye, ek ödenek, yan ödeme
  157. prescribe  : emretmek, ilaç vermek, reçete yazmak
  158. pretext  : bahane
  159. prevalent  : olagelen, hokum süren, yaygın
  160. prone  : yüzükoyun yatmış, eğilimli, eğilimi olmak
  161. prospect  : ihtimal, olasılık,
  162. provoke  : kışkırtmak, sinirlendirmek, -e yola açmak, -e neden olmak
  163. proximity  : yakınlık
  164. rebuke  : azarlamak, paylamak
  165. recite  : ezberden okumak, ders anlatmak, sayıp dökmek
  166. reconcile  : uzlaştırmak, barıştırmak, aralarını bulmak, razı etmek
  167. reinforce  : takviye etmek, desteklemek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
  168. reluctance  : gönülsüzlük, isteksizlik
  169. reproach  : sitem etmek, sitem, yüzkarası
  170. requisite  : gerekli, gerekli şey
  171. reside  : oturmak, ikamet etmek, -e ait olmak, -e bağlı olmak, -e dayanmak
  172. resonance  : tını, ses gürlüğü, çınlama, yankılnma
  173. retain  : alıkoymak, tutmak, kaybetmemek, hatırda tutmak, unutmamak
  174. reverently  : sayğılı bir şekilde
  175. reverse  : aksi, arka, ters, tersine dönmüş, ters yüz etmek, yerlerini değiştirmek, otomotivde geri gitmek, hukukta kararı iptal etmek,
  176. reward  : ödül, mükafat, ödüllendirmek
  177. roam  : dolaşmak, gezinmek
  178. roar  : gümbürdemek, kükremek, kahkaha ile gülmek
  179. rusty  : paslı, paslanmış
  180. sacrifice  : kurban, fedakarlık, kurban etmek
  181. salutation  : selamlama, selam
  182. sarcastic  : iğneleyici, alaycı
  183. scope  : saha, alan, faaliyet alanı, kapsam, olanak, fırsat
  184. scramble  : tırmanmak, karıştırmak, acele havalanmak, sürünerek tırmanma, kapış, kapma
  185. scrutinize  : dikkatle bakmak, incelemek
  186. seclusion  : tenha bir yere çekilip kalma, -e kapanma, inzivaya çekilme
  187. seep  : sızmak, sızıntı yapmak
  188. sequence  : ardışıklık, birbiri ardına gelme, birbirini izleme, sıra, dozen, seri, dizi
  189. sewage  : piss u, lağım suyu
  190. shortage  : eksiklik, kıtlık
  191. simplify  : basitleştirmek, yalınlaştırmak, kolaylaştırmak
  192. sincerity  : içtenlik, samimiyet
  193. sinful  : günahkar
  194. singly  : tek tek, taker taker, tek başına, yalnız başına
  195. snack  : yemek ardından yenen tatlı, çerez, meyve, hafif şeyler yemek
  196. solace  : teselli, teselli etmek
  197. solicitor  : avukat
  198. solitude  : yalnızlık, kendi başına olma
  199. spare  : yedek, boş, kullanılmayan oda, zayıf, ince, yedek
  200. spin  : eğirmek, örmek, topaç döndürmek, hızla gitmek, kafadan atmak, uydurmak
  201. squeeze  : meyve ıslak bez gibi şeyleri sıkmak, sıkıştırmak, zor bir duruma sokma
  202. stake  : kazık, sırık, ticarette pay hisse, kazığa bağlamak
  203. stale  : bayat
  204. stipulate  : şart koşmak, öngörmek
  205. stroll  : dolaşmak, gezmek, gezinmek, gezinti
  206. subjugate  : bir halkı buyruğu altına almak, kontrolü altına almak, boyun eğdirmek
  207. subscription  : abone olmak
  208. subsistence  : kendini geçindirme, nafaka
  209. supplant  : ayağını kaydırıp yerine geçmek, yerini almak
  210. supplement  : ilave, ek, -with ile artırmak
  211. surplus  : arta kalan miktar, üretim fazlası, fazla miktarda
  212. swear  : küfretmek, yemin etmek, ant içmek
  213. I swear….   : vallahi…!
  214. tackle  : birini sıkıca yakalama, proplemi çözmeye çalışmak, sıkıca yakalamak, tutmak
  215. tangible  : somut, elle tutulur
  216. tease  : şaka yollu takılmak, alay ederek sataşmak, saçı kabartmak, şakacı
  217. tedious  : sıkıcı, can sıkan, usandırıcı
  218. temperament  : mizaç, huy, tabiat, yaradılış
  219. terminal  : ölümcül hastalık, son veya uçta bulunan
  220. thrill  : heyecan, korku, heyecanlandırmak
  221. timid  : korkak, ürkek, çekingen, utangaç
  222. toil  : ıkına sıkına çalışmak, ıkıl ıkıl ilerlemek, yürümek
  223. trail  : sürümek, sürüklenmek, yavaşça gezdirmek, gelişi güzel uzanıp gitmek, izlemek, takip etmek, peşine takılmak, yorgun argın yürümek, canlılığını yitirmek, sarkmak, patika, keçi yolu
  224. transaction  : iş görme, yapma, iş, muamele, işlem
  225. tumult  : gürültü, karışıklık, kargaşa
  226. turmoil  : karışıklık, kargaşa
  227. ubiquitous  : aynı zamanda her yerde bulunan
  228. ultimate  : son, nihai, en son, esas, temel, en büyük, en yüksek
  229. undermine  : zarar vermek, bir şeyin altındaki toprağı kazarak çıkarmak
  230. undertake  : üzerine almak, üstlenmek, girişmek
  231. unforeseen  : beklenmedik, umulmadık
  232. upshot  : sonuç, netice
  233. vacant  : boş, açık iş, dalgın boş bakış, yapılacak işi olmayan
  234. vaccination  : aşı, aşılama
  235. vacuous  : boş, aptal, anlamsız
  236. vanquish  : yenmek, mağlup etmek, hakkından gelmek
  237. vehement  : şiddetli, hiddetli
  238. vendor  : satıcı
  239. verbal  : sözlü, kelimesi kelimesine, harfi harfine, file ait fiil türünden
  240. verdict  : jüri kararı, fakir, kanı, hokum, karar
  241. virtue  : erdem, fazilet, meziyet, yarar, fayda, avantaj, yararlı özellik, güç, iffet
  242. vivacious  : canlı, hayat dolu, neşeli
  243. weep  : ağlamak, göz yaşı dökmek, sızmak, damlamak
  244. weird  : esrarengiz, garip, acayip, tuhaf
  245. whine  : inlemek, ağlamak, sızlanmak, yakınmak, sivrisinek vızıldamak
  246. zealous  : gayretli, ateşli, hararetli

Yorum yazabilirsiniz