1035/YDS kelimeleri 246
- abdicate : vazgeçmek, feragat etmek, tahtını terketmek
- abstract : soyut
- aggravate : kötüleştirmek, ağırlaştırmak, şiddetlendirmek, kızdırmak
- agitation : çalkalama, ajitasyon, heyecan, sallama
- agrarian : tarımsal, tarıma ilişkin
- alienate : soğutmak, uzaklaştırmak
- allegation : iddia
- alleviate : hafifleme, yatışma, azalma
- allocate : ayırmak, tahsis etmek
- allusion : dokundurma, ima, kinaye
- aloof : soğuk, uzak duran, uzak, uzakta
- ambitious : bir şeyi başarma veya elde etme tutkusuyla yanıp tutuşan, büyük bir amacın ürünü olan
- amiable : cana yakın sevimli
- articulation : açık bir şekilde dile getirme, net telaffuz, eklem, boğum, oynak
- asset : mal, kıymetli şey, erdem, beceri
- assimilation : asimilasyon
- authentic : hakiki, gerçek, otantik, güvenilir
- awkward : beceriksiz, hantal, sakar, kullanılması zor, uygunsuz, münasebetsiz
- baffle : şaşırtmak, engel olmak
- benevolent : yardım sever, cömert, kar gayesi gütmeyen, iyi, hayırlı
- bestow : -e vermek, ihsan etmek
- bewilder : şaşırtmak
- brutal : vahşi, yabani, merhametsiz
- capitulate : teslim olmak, sılahları bırakmak
- caption : manşet, başlık
- cheat : dolandırmak, aldatmak, kopya çekmek, dolandırıcı, üç kağıtçı
- chic : şık, şıklık
- climax : doruk, zirve, doruk noktası, orgasm
- commune : sohbet etmek, söyleşmek
- compensate : tazmin etmek, bedelini ödemek, karşılamak
- compensation : tazminat, bedel, karşılık, karşılama, telafi
- concede : Kabul etmek, itiraf etmek, teslim etmek, vermek, bırakmak
- conceivable : akla yatkın, olası
- conception : gebe kalma, başlangıç, kavram, düşünce, fakir, görüş
- conceptual : kavramsal
- concessions : Kabul, itiraf, teslim, imtiyaz, ayrıcalık hakkı
- conciliate : gönüllü almak, yatıştırmak, uzlaştırmak
- condolence : başsağlığı, taziye
- conjure : büyü yoluyla (ruh ) çağırmak
- consolidate : pekiştirme, takviye etmek, sağlamlaştırmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak, birleştirmek, birleşmek
- contingent : -e bağlı, şans eseri olan umulmadık, birlik, grup
- controversy : tartışma, çekişme, anlaşmazlık
- conventional : geleneksel, beylik, basma kalıp, sıradan
- converse : (with) konuşmak, sohbet etmek
- convey : taşımak, götürmek, iletmek, nakletmek, bildirmek
- convict : mahkum, hükümlü
- corporate : ortak, kolektif, şirketleştirilmiş, birleşik, birleşmiş
- crave : çok istemek, -e gitmek, -e can atmak, rica etmek
- credulous : saf, herşeye inanan
- cuisine : yemek pişirme sanatı, ahçılık, mutfak
- culminate : (in) ile sonuçlanmak, ile sona ermek, ile son bulmak, en yüksek noktaya varmak, doruğuna yükselmek
- daze : sersemletmek, sersem etmek, serseme çevirmek, sersemlik
- deceive : aldatmak
- dedicate : adamak, vakfetmek, ithaf etmek
- delinquent : suçlu, suç işleyen, ödenmemiş borç, borçlarını ödememiş
- delusion : aldanma, yanılma
- depict : resmetmek, resmini çizmek, betimlemek, anlatmak
- deplore : -e çok üzülmek, -den acı çekmek, -e yerinmek, -e yazıklanmak
- deploy : plana gore yerleştirmek, mevzilenmek
- descend : inmek, alçalmak, çökmek, (from) in soyundan gelmek, on inip –e saldırmak, -e sökün etmek, bastırmak
- detect : sezmek, farketmek, bulmak, keşfetmek
- deter : (from) –den vazgeçirmek, -den caydırmak
- devour : hırsla yiyip yutmak, silip süpürmek, bitirmek yok etmek, mahvetmek
- dignify : onurlandırmak, şeref vermek, büyütmek, yüceltmek
- dilute : sulandırmak, su katmak, hafifletmek
- discern : ayırt etmek, sezmek, görmek, farkına varmak
- discord : uyuşmazlık, anlaşmazlık, akortsuzluk
- disguise : (as) …olarak kılık değiştirmek, gizlemek, saklamak, tanınmamak için giyilen kıyafet
- disorderly : düzensiz, intizamsız, bağırıp çağırarak başkalarının huzurunu kaçıran
- diverse : çeşitli, farklı, değişik
- dread : çok korkmak, korku, dehşet, korku nedeni
- dull : kalın kafalı, anlayışsız, kesmez bıçak, donuk renk, sıkıcı kasvetli, sersemlemek, körletmek, donuklaştırmak, duygusuzlaştırmak, ağrıyı hafifletmek
- elaborate : çok ayrıntılı ve çok iş isteyen, karmaşık, girift
- endemic : (in) bir yer veya halka özğü,
- enhance : fiyat artırmak, yükseltmek
- entail : gerektirmek
- envisage : kafasında canlandırmak, tasavvur etmek
- epidemic : salgın, salgınlaşmış
- episode : olaylar zincirinde olay, dizilerde bölüm
- equip : donatmak
- equivocal : kaçamaklı, iki anlama gelen
- errand : ayak işi
- ethereal : göksel, semavi
- evacuation : insanları biryerden bir yere alma, bağırsaklarda boşaltma, boşaltım
- evasive : kaçamaklı, cevap vermekten kaçınan, yan çizen
- exceed : geçmek, aşmak
- exempt : muaf tutmak, -den muaf olmak
- exert : güç kullanmak, sarfetmek
- expend : sarfetmek, harcamak
- explicitly : açıkça, açık bir şekilde
- exploit : kahramanlık, kahramanca davranış
- explore : keşifte bulunmak amacıyla dolaşmak, bir konuyu araştırmak, incelemek
- fallacy : yanlış düşünce veya inanış, yanıltmaca, safsata, mantık kurallarına aykırı sav
- fatality : kaza sonucu olan ölüm, öldürücülük, ölümcüllük
- feasible : mümkün, yapılabilir, uygulanabilir
- feast : ziyafet, yortu, hırıstyan bayramı, doyasıya yemek, ziyafet vermek
- feud : uzun süren düşmanlık, kan davası, ihtilaflı olmak, kavga etmek
- fidelity : sadakat, vefa
- forthcoming : gelecek, önümüzdeki
- foster : beslemek, bakmak, büyütmek
- furious : çok öfkeli, küplere binmiş, gözü dönmüş, şiddetli, sert
- generate : oluşturmak, doğurmak, üretmek
- glamour : romantic bir çekicilik
- gorgeous : çok güzel, tatlı, hoş, harika
- gracious : kibar, ince, hoş, harika
- grasp : sıkı tutmak, kavramak, yakalamak, anlamak, anlayış, pençe
- grieve : büyük bir üzüntü içinde olmak, acı vermek
- hamper : kapaklı büyük sepet
- illicit : yasa dışı, haram, caiz olmayan
- illiterate : okumamış kara cahil, okuma yazma bilmeyen
- impair : bozmak, zarar vermek
- impede : engellemek
- implore : yalvarmak
- impostor : sahtekar, dolandırıcı
- inaccurate : yanlış, kusurlu, hatalı
- incur : uğramak, maruz kalmak, girmek, üstüne çekmek, uyandırmak
- indecent : yakışıksız, edepsiz, kaba, töreye aykırı
- indignant : kızgın, öfkeli
- indulge : sakınılması gerekilen bir şeye teslim olmak, isteklerini yerine getirmek, sımartmak, yüz vermek
- infect : bulaştırmak, geçirmek
- ingenious : hünerli, usta, usta işi
- initial : baştaki, birinci, ilk, kelimenin ilk harfi, kısa imza atmak
- inmate : akıl hastenesindeki kimse, sakin, başkası ile aynı evde outran kimse
- insane : deli, çıldırmış, delice, anlamsız
- instinctive : iç güdüsel
- intact : bozulmamış, dokunulmamış, el sürülmemiş, sağlam, eksiksiz
- intermingle : sonsuz, bitmez tükenmez
- intricate : karışık, çarpraşık, girişik
- inverse : ters, aksi, ters sonuç
- invert : tersine çevirmek, tersyüz etmek, sırasını değiştirmek
- invoke : allaha yalvarmak, ruh çağırmak, başvurmak, yardım istemek
- irresistible : karşı konulmaz, dayanılmaz, çok çekici
- jealous : kıskanç
- keenness : keskinlik, şiddet, düşkünlük, merak, zeka, akıllılık
- lick : yalamak, alev gibi yalayıp geçmek, argoda dayak atmak, yenmek
- linger : girmesi gerektiği halede gitmemek, ayrılmamak, kolay kolay geçmemek
- manuscript : yazma, el yazması, müsvedde
- menace : tehdit, gözdağı, gözdağı vermek, tehdit etmek
- merit : değer, erdem, fazilet, layık olmak, -e değmek
- misconduct : yetkisini kötüye kullanmak, zina, ahlaksızca davranma
- moralize : ahlaki yönlerini açıklamak, -den ahlak dersi çıkarmak, ahlakını düzeltmek
- mournful : kederli, üzgün, yaslı, acıklı, dokunaklı
- negotiation : görüşme, ciro etmek, senet kırdırma, engel aşma
- obdurate : inatçı, boyun eğmez, dik başlı, sert, katı, kırıcı
- offset : karşılamak, dengelemek, offset baskı
- onset : saldırı, hücum, başlama, başlangıç
- oppression : baskı, eziyet, zulüm, sıkıntı, ağırlık
- ordeal : karakter veya dayanıklılık denemesi, büyük sıkıntı
- overt : açık olarak yapılan, açıktan açığa, ortada olan
- paralytic : felçli, inmeli, felçli kimse
- parole : şartlı tahliye, söz namus sözü, şeref sözü
- permeate : nüfus etmek, içine işlemek
- pirate : korsan, korsan gemisi
- precede : -den önde olmak, -den once gelmek
- predicament : kötü durum, bela, hal, vaziyet
- perquisite : ikramiye, ek ödenek, yan ödeme
- prescribe : emretmek, ilaç vermek, reçete yazmak
- pretext : bahane
- prevalent : olagelen, hokum süren, yaygın
- prone : yüzükoyun yatmış, eğilimli, eğilimi olmak
- prospect : ihtimal, olasılık,
- provoke : kışkırtmak, sinirlendirmek, -e yola açmak, -e neden olmak
- proximity : yakınlık
- rebuke : azarlamak, paylamak
- recite : ezberden okumak, ders anlatmak, sayıp dökmek
- reconcile : uzlaştırmak, barıştırmak, aralarını bulmak, razı etmek
- reinforce : takviye etmek, desteklemek, kuvvetlendirmek, sağlamlaştırmak
- reluctance : gönülsüzlük, isteksizlik
- reproach : sitem etmek, sitem, yüzkarası
- requisite : gerekli, gerekli şey
- reside : oturmak, ikamet etmek, -e ait olmak, -e bağlı olmak, -e dayanmak
- resonance : tını, ses gürlüğü, çınlama, yankılnma
- retain : alıkoymak, tutmak, kaybetmemek, hatırda tutmak, unutmamak
- reverently : sayğılı bir şekilde
- reverse : aksi, arka, ters, tersine dönmüş, ters yüz etmek, yerlerini değiştirmek, otomotivde geri gitmek, hukukta kararı iptal etmek,
- reward : ödül, mükafat, ödüllendirmek
- roam : dolaşmak, gezinmek
- roar : gümbürdemek, kükremek, kahkaha ile gülmek
- rusty : paslı, paslanmış
- sacrifice : kurban, fedakarlık, kurban etmek
- salutation : selamlama, selam
- sarcastic : iğneleyici, alaycı
- scope : saha, alan, faaliyet alanı, kapsam, olanak, fırsat
- scramble : tırmanmak, karıştırmak, acele havalanmak, sürünerek tırmanma, kapış, kapma
- scrutinize : dikkatle bakmak, incelemek
- seclusion : tenha bir yere çekilip kalma, -e kapanma, inzivaya çekilme
- seep : sızmak, sızıntı yapmak
- sequence : ardışıklık, birbiri ardına gelme, birbirini izleme, sıra, dozen, seri, dizi
- sewage : piss u, lağım suyu
- shortage : eksiklik, kıtlık
- simplify : basitleştirmek, yalınlaştırmak, kolaylaştırmak
- sincerity : içtenlik, samimiyet
- sinful : günahkar
- singly : tek tek, taker taker, tek başına, yalnız başına
- snack : yemek ardından yenen tatlı, çerez, meyve, hafif şeyler yemek
- solace : teselli, teselli etmek
- solicitor : avukat
- solitude : yalnızlık, kendi başına olma
- spare : yedek, boş, kullanılmayan oda, zayıf, ince, yedek
- spin : eğirmek, örmek, topaç döndürmek, hızla gitmek, kafadan atmak, uydurmak
- squeeze : meyve ıslak bez gibi şeyleri sıkmak, sıkıştırmak, zor bir duruma sokma
- stake : kazık, sırık, ticarette pay hisse, kazığa bağlamak
- stale : bayat
- stipulate : şart koşmak, öngörmek
- stroll : dolaşmak, gezmek, gezinmek, gezinti
- subjugate : bir halkı buyruğu altına almak, kontrolü altına almak, boyun eğdirmek
- subscription : abone olmak
- subsistence : kendini geçindirme, nafaka
- supplant : ayağını kaydırıp yerine geçmek, yerini almak
- supplement : ilave, ek, -with ile artırmak
- surplus : arta kalan miktar, üretim fazlası, fazla miktarda
- swear : küfretmek, yemin etmek, ant içmek
- I swear…. : vallahi…!
- tackle : birini sıkıca yakalama, proplemi çözmeye çalışmak, sıkıca yakalamak, tutmak
- tangible : somut, elle tutulur
- tease : şaka yollu takılmak, alay ederek sataşmak, saçı kabartmak, şakacı
- tedious : sıkıcı, can sıkan, usandırıcı
- temperament : mizaç, huy, tabiat, yaradılış
- terminal : ölümcül hastalık, son veya uçta bulunan
- thrill : heyecan, korku, heyecanlandırmak
- timid : korkak, ürkek, çekingen, utangaç
- toil : ıkına sıkına çalışmak, ıkıl ıkıl ilerlemek, yürümek
- trail : sürümek, sürüklenmek, yavaşça gezdirmek, gelişi güzel uzanıp gitmek, izlemek, takip etmek, peşine takılmak, yorgun argın yürümek, canlılığını yitirmek, sarkmak, patika, keçi yolu
- transaction : iş görme, yapma, iş, muamele, işlem
- tumult : gürültü, karışıklık, kargaşa
- turmoil : karışıklık, kargaşa
- ubiquitous : aynı zamanda her yerde bulunan
- ultimate : son, nihai, en son, esas, temel, en büyük, en yüksek
- undermine : zarar vermek, bir şeyin altındaki toprağı kazarak çıkarmak
- undertake : üzerine almak, üstlenmek, girişmek
- unforeseen : beklenmedik, umulmadık
- upshot : sonuç, netice
- vacant : boş, açık iş, dalgın boş bakış, yapılacak işi olmayan
- vaccination : aşı, aşılama
- vacuous : boş, aptal, anlamsız
- vanquish : yenmek, mağlup etmek, hakkından gelmek
- vehement : şiddetli, hiddetli
- vendor : satıcı
- verbal : sözlü, kelimesi kelimesine, harfi harfine, file ait fiil türünden
- verdict : jüri kararı, fakir, kanı, hokum, karar
- virtue : erdem, fazilet, meziyet, yarar, fayda, avantaj, yararlı özellik, güç, iffet
- vivacious : canlı, hayat dolu, neşeli
- weep : ağlamak, göz yaşı dökmek, sızmak, damlamak
- weird : esrarengiz, garip, acayip, tuhaf
- whine : inlemek, ağlamak, sızlanmak, yakınmak, sivrisinek vızıldamak
- zealous : gayretli, ateşli, hararetli